Heidelberg. Adına şarkılar yazılan, Neckar nehrinin kucağına, Ren nehrinin az uzağına kurulmuş; yeşil mavi ve kırmızının inanılmaz uyumuyla insanların kalplerini burada bıraktığı; ne nazilerin ne amerikalıların ne de almanların zarar vermeye kıyamadığı Baden-Württemberg’in en popüler şehri.
Almanya pek çok gezgin tarafından tercih edilmeyen ülkelerden bir tanesidir. Almanların soğukluğundan mı yoksa Almanya’nın soğukluğundan mı bilmiyorum ama genelde buraya gelen gezginler Berlin’i, Hamburg’u ya da Frankfurt’u gezerek geri döner. Oysa Almanya’nın Berlin’den daha da güzel şehirleri de var. Bunlardan biri Heidelberg.
11 Mayıs Cumartesi günü Sinem, Saliha ve Münster’den gelen arkadaşımız Yağmur’la; Almanya içerisindeki en uygun tren bileti olan Schönes Wochenende Ticket’ımızı alıp Kassel’dan Heidelberg’e doğru yola çıktık. Frankfurt’ta yaptığımız aktarmayla birlikte yaklaşık 4 saatte ulaştık bu tarih kokan şehire.
Heidelberg Tren İstasyonu şehrin biraz batısında kalıyor. İstasyonun hemen yanındaki Turist Info Noktası ilk durağınız olsun sizin de. Burada şehirle ilgili her türlü bilgiye ve detaya ulaşabilirsiniz. Ancak şehrin bu bölümünde iş merkezleri dışında pek bir şey yok. Şehrin en can alıcı yerleri Bismarck Platz – Philosophenweg – Schloss Heidelberg üçgeni arasında yer alıyor. Bu nedenle istasyondan direk Bismarck Platz’a giden otobüslere (32 ve 33 Numara) binmek ya da doğrudan Neckar nehri kıyısna çıkarak Bismarck Platz’a doğru yürümek daha mantıklı.

Bismarck Platz’a geldiğimizde doğruca Hauptstrasse’ye (Ana Cadde) yöneldik. Bu cadde tüm Altstadt’ı (Eski şehir) ortadan bölen uzun ve renkli bir cadde. Hatta o kadar uzun ki, Almanya’nın en uzun yaya trafiğine kapalı cadde olma özelliğini taşıyor. Bir ucundan diğer ucu tam olarak 1.5 kilometre. Cezbedici butik dükkanlarıyla, cadde boyunca uzanan şirin kafeleriyle, dikkatinizi dağıtan kahve kokuları ve bol turistleriyle sizi bekleyen bir cadde burası. Belirtmekte de fayda var; cadde her ne kadar yaya trafiğine kapalı olsa da gün içerisinde belli zamanlarda caddede araçlar görebilirsiniz. Nedeni ise dükkanlar ve kafelerin gün içerisindeki ihtiyaçları sanıyorum.

Heidelberg Eski Şehri (Heidelberg Altstadt) Almanya’nın en güzel korunmuş ve savaşlardan zarar görmemiş eski şehirlerinden bir tanesi. 2. Dünya Savaşı’nda Heidelberg hiç zarar görmediği gibi, Amerikalılar tarafından da üs olarak kullanılmış. Bunun etkilerini de Ana Cadde boyunca gördüğünüz yapılarla rahatça anlayabiliyorsunuz. Ayrıca şehirde çok güzel ve anlaşılır bir İngilizce aksanının yanı sıra çok fazla da Amerikalı görebilmek mümkün.

Ana Cadde’nin girişinde, hemen sağdaki ilk sokakta bulunan Chocolaterie St. Anna No:1’a değinmek istiyorum. Muhteşem Alman çikolatalarını tadabileceğiniz güzel bir dükkan burası. Dükkan sahipleri de oldukça cana yakın ve misafirperver. Çikolata satın almadan önce bol bol tadabilirsiniz. Yalnız fiyatlar biraz pahalı.

Cadde boyunca yürüdüğünüzde Barok dönemi tarzı ve Gotik mimarisi dikkatinizi çekecektir. Bu mimarinin göze batan eserleri ise Kupfälzisches Museum (Heidelberg Sanat Müzesi, 1700 lü yıllarda şehir için savaşan halkı da simgeleyen bir müze) ve Heiligegeistkirche (Kutsal Ruh Kilisesi). Bu kilise şehrin pek çok simgesinden bir tanesi ve şehrin en büyük protestan kilisesi.
Ana Cadde aynı zamanda Altstadt boyunca pek çok ara sokağa bağlanıyor. Bu ara sokakların hepsinde de ayrı bir tarih, ayrı bir müze bulunuyor. Örneğin bunlardan bir tanesi ‘Deutsches Verpackung Museum’ yani Alman Paket Müzesi. Mesela bu müzede eski Alman Ürün Paketlerini görebilirsiniz. Çikolata paketleri, sigara paketleri, eski kola ve su şişeleri vb. aklınıza neyin paketi geliyorsa 3,5 Euro karşılığında bu müzeye girip görebilirsiniz.


Yine Ana Cadde üzerinde başka bir sokakta ise Studentenkarzer yani Eski Öğrenci Hapishanesi yer alıyor. 1778-1914 yılları arasında bu şehirde huzuru bozan öğrenciler burada hapsediliyormuş. Fakat mahkum oldukları süre boyunca da derslerine katılma zorunlulukları varmış. Okuldan hapishaneye, hapishaneden okula yani. Günümüzde mekanın duvarlarında o dönemlerdeki öğrencilerin yazdığı/çizdiği şeyleri görebilmeniz mümkün. Ayrıca yine bu eski hapishanenin altında Heidelberg Üniversitesi ürünlerini satan güzel bir butik mevcut. Görülmeye değer! Girişi ise 7,5 Euro.

Hapishane’nin hemen arkasında ise Alte Aula denilen Heidelberg Üniversitesi rektörlüğü yer alıyor. Heidelberg Üniversite’si 1386 yılında kurulduğunda ilk ve tek binası bu idi. Daha sonraki yıllarda savaşlar ve gelişim süreçlerinden sonra Heidelberg Üniversitesi tüm şehire yayıldı. Almanya’da zaten pek çok üniversite tek bir kampüs halinde bulunmuyor. Heidelberg’de bu şekilde. Şehir boyunca üniversiteye ait binalar görebilirsiniz. Hatta normal bir apartmanın içinde bir dersliğe rastlayabilirsiniz. Üniversite zamanında Georg Wilhelm Friedrich Hegel ve Jürgen Habermas gibi nice aydın ve düşünürlere ev sahipliği yapmış, tıp felsefe ve hukuk alanında dünyanın en köklü üniversitelerinden biri olmuş. Bu nedenle de şehirde çok fazla dünyanın dört bir yanından gelmiş öğrenci bulunuyor.

Üniversite bölgesinden çıkıp Kornmarktplatz’a doğru yürürken biraz da yorgunluğun etkisiyle oturacak yer aramaya başlamıştık ki Hard Rock Cafe – Heidelberg çıktı karşımıza. Biraz şaşırdık çünkü daha önce Almanya’daki Hard Rock Cafe’leri araştırdığımda burada sadece 4 Tane olduğunu görmüştüm, Hamburg, Berlin, Münih ve Köln. Acaba yeni mi açılmış derken menünün gelmesiyle birlikte buranın tamamen Hard Rock Cafe çakması olduğunu anlamamız bir oldu. Genel olarak diğer Hard Rock Cafe’lere göre çok ucuz bir mekan. Normalde 15 Euro civarı olan hamburgerler burada 5 Euro. 🙂 Fakat mekan içeriği, logosu, barı ve dekorasyonuyla birlikte tam bir Hard Rock Cafe yaratmışlar. Sadece Tuvalet ve menülerden gerçek bir HDC olmadığı anlaşılıyor. Mekan içerisinde Hard Rock Cafe Heidelberg ürünleri bile yapmışlar, satıyorlar. 🙂

Karnımızı doyurup Altstadt boyunca yürüdükten sonra Kornmarktplatz’a geliyoruz. Burada bir Herkül heykeli ve çeşme etrafına kurulmuş bir meydan ve meydan boyunca kafeler, hediyelik eşya dükkanları bulunuyor. Heidelberg ile ilgili hatıralarınızı bu noktadan da alabilirsiniz ama ara sokakta daha ucuza satan dükkanlar da var. Kornmarktplatz’ın en önemli özelliği ise sizi Heidelberg Kalesi, Molkenkur ve Königstuhl’a çıkaracak olan tarihi tramvayların (Heidelberg Bergbahn) başlangıç noktası olması. Meydanın hemen kaleye bakan tarafında Bergbahn (Tercümesi:Dağ Treni ancak bizdeki tam karşılığı Füniküler)’ın girişi yer alıyor. Çıkmak istediğiniz yüksekliğe göre ise değişik fiyatlar mevcut. Örneğin Heidelberg Kalesi, Molkenkur arası çoklu bilet(UNTERE BAHN TICKET ya da SCHLOSSTICKET) sadece 4 Euro. Molkenkur Oteli ve Königstuhl (OBEREBAHN TICKET) arası ise 6 Euro. Hepsi içinse 10 Euro’luk ayrıca bir bilet (GESAMTBAHN TICKET) var. Königstuhl’a çıkmak biraz uzun sürdüğü için ve masraflı olduğu için biz sadece Sclossticket alıyoruz. Bu biletle ayrıca kaleye ve kale içindeki müzelere ücretsiz olarak girebiliyorsunuz.

Bergbahn dağ boyunca tırmanan bir füniküler. Bu füniküler hakkında pek çok sitede 1907 yılında yapıldığı yazılsa da, Füniküler’in ilk yapım ve kullanılma tarihi 1890 yılıdır. (Bkz: Heidelberg Bergbahn Resmi Internet Sitesi) Bu yıllarda füniküler sadece Molkenkur hoteline kadar çalışıyormuş. 1907 yılında ise Kornmarktplatz-Molkenkur Hoteli arasındaki bu mesafe Königstuhl’a kadar uzatılmış. 1,5. kilometre mesafeye ulaşan bu füniküler halen Almanya Tarihi’nde en uzun fünikülerdir. 1907 haricinde 1961, 1997, 2002 ve 2005 yıllarında füniküler hattı yenilenmiş ve modernleştirilerek günümüze ulaşmıştır. Bugün hala Almanya Tarihi’nin en eski füniküler kabini, eskiden Kornmarktplatz ve Molkenkur arası hizmet veren füniküler, bugün Molkenkur Hoteli ve Königstuhl arasında hizmet vermektedir. Ayrıca Kornmarktplatz ve Molkenkur arasında çalışan fünikülerler ise yine şu an Almanya Tarihi’nin en modern fünikülerleri olma özelliğini taşımaktadır. Siz de yükseklik korkunuz yoksa bu 8 metre uzunluğundaki ve 50 kişi kapasiteli fünikülerde benim gibi en öne oturup muhteşem Karl Theoder Köprüsü ve Neckar Nehri manzarasını izleyebilirsiniz. SchlossTicket alınca ilk önce bizim gibi Molkenkur Oteli’ne çıkmanızı tavsiye ederim. Füniküler sizi direk ormanın içinde indiriyor. Burada manzara ve huzur eşliğinde Molkenkur Oteli’nin kafesine oturabilir, birer bira içebilirsiniz. Daha sonra tekrar fünikülere binerek kaleye inebilir ve kaleyi gezebilirsiniz.
Heidelberg Kalesi ya da diğer adıyla Heidelberg Sarayı 13. Yüzyıldan kalma kırmızı kum taşları kullanılarak yapılmış bir kale. Kale’nin bazı bölümleri yıkılmış, bazı bölümleri de hala restore edilmeye çalışılıyor olsa da şehrin en güzel manzaralarını yakalayabileceğiniz muhteşem bir yapı burası. Kalenin girişinde görkemli bir saat bulunuyor. Kalenin avlusu ise oldukça ilgi çekici. Kale içerisinde 1957 yılından günümüze uzanan Deutsches Apotheke Museum yani Alman Eczane Müzesi yer alıyor. Burada belli periyotlarla düzenlenen sergiler haricinde daima geçmişten günümüze tedavi yöntemleri, bitkisel ilaçlar ve bu ilaçların yapıldığı yöntemler sergileniyor. Üst katında bir de müze satış alanı var. Yine kale içerisinde ayrıca biri çok büyük biri de diğerine nazaran daha ufak iki adet Şarap Fıçısı yer alıyor. Ama insani boyutlarda değil bu fıçılar. O kadar büyük ki, sadece görmek haricinde, üstüne de çıkabilirsiniz.








Kaleden çıktıktan sonra yine fünikülerle aşağıya inip Kornmarktplatz’ın doğuya doğru bir sokak ötesindeki Cafe Gundel’e ulaşıyoruz. Aslında burası bir Konditorei yani bir tatlıcı. Burada en güzel Alman Pastalarını ve tatlılarını yiyebilirsiniz. Daha önce Almanların Cheesecake’i olan KaseKuchen yemediyseniz burada tadabilirsiniz mesela. Ama benim favorim HimmelbeereKuchen. Buranın ne kadar meşhur olduğunu da kafenin içine girince anlıyorsunuz. Pastanızı alıp çıkmak yaklaşık 15 dakika sürüyor çünkü çok kalabalık. Bir de püf nokta; pastanızı kafenin içinde yemek isterseniz 70-80 Cent daha fazla ödüyorsunuz.

Biz pastamızı alıp akabinde yürüyerek Neckar Nehri kıyısından Karl Theodor Brücke’ye ulaşıyoruz. Karl-Theodor Köprüsü’nün (Alte Brücke) girişte iki kulesi var. Bunlara Schuldtürme deniyor. Çok önceleri burada bulunan ahşap köprü savaşta ve kötü havalarda zarar görünce yerine 1786 ve 1788 yılları arasında taş köprü yapılmış . Ancak II. Dünya Savaşı’nın sonralarında Alman askerleri Neckar’ın üstündeki tüm köprüleri, bu eski köprü de dahil olmak üzere şehrin iki yakasındaki ulaşımı engellemek amacıyla yıkmışlar. Savaş bittikten hemen sonra ise şehir halkı kendi çabalarıyla köprüyü yeniden inşa etmiş ve 1947’de açılışı yapmışlar.
Şehrin iki yakasına bakan bu taş köprü, şehrin en turistik ve en romantik noktalarından biri. 200 metre uzunluğundaki köprünün üstünde biri köprüyü ilk yapan Karl Theodor’a, diğeri ise Roma tanrıçası Minerva’ya adanan iki heykel grubu var. Ayrıca köprünün ayaklarında yer alan parklarda da banklara oturabilir, kahvenizi içebilir ya da bizim gibi yanınızda yaptığınız sandviçleri ve Cafe Gundel’den aldığınız pastaları keyifle yiyebilirsiniz 🙂




Köprüden devam edildiğinde hemen Filozoflar Yolu (Philosophenweg)’na değil de; bu yola ulaşmanızı sağlayacak Schlange-Weg (Yılan Yolu) denilen patikaya ulaşıyorsunuz. Yukarıya doğru arnavut kaldırımlarından ve güzel kokulu ağaçlardan oluşan bu yol oldukça dik ve yorucu. Bu yola çıkmadan önce yanınızda ne kadar su olduğunu kontrol edin 🙂 Yol boyunca konumlandırılmış banklarda dinlenmeniz ve manzaranın tadını çıkarmanız güzel olacaktır. Heiligenberg (Kutsal dağ) üzerinde bulunan filozof yoluna ulaştığınızda ise batıya doğru dönmenizi tavsiye ederim. Nitekim doğuda çok fazla bir şey yok. Hoş batısında da sadece güzel bir japon bahçesi ve dondurma yiyebileceğiniz bir kafe ve şehrin manzarasını seyredebileceğiniz güzel banklar bulunuyor. 17.-18.yy’a kadar başka bir isimle anılan bu yol, üniversitenin profesörleri ve filozoflarının burayı güzel bulmalarından ve burada, Neckar kıyısında, yol boyunca yürüyüp, düşünüp, konuşmalar yapmalarından sonra Filozoflar Yolu olarak anılmış. Saliha’nın bu yolla ilgili de güzel bir açıklaması var. ‘Abi yol o kadar sıkıcı ve yorucu ki adamlar sürekli oturup düşünmüşler, oturup düşünmüşler; en nihayetinde de filozof olmuşlar.’ Yol bounca şehri, köprüyü ve kaleyi en güzel buradan fotoğraflayabilirsiniz. Ayrıa bu yolla dağdaki 11. Yüzyıldan kalma St. Michael Tapınağı’na, St. Stephen Tapınağı’na ve Nazi Dönemi’nden kalma bir amfitiyatroya ulaşabilirsiniz.





Filozof yolundan sonra gezimizi tamamlayarak Brückenstraße’den 5 numaralı tramvaya binip tren istasyonuna ulaşıyoruz. Daha sonra da doğruca Kassel’e geri dönüyoruz. Heidelberg gerçekten Almanya’daki birbirinden güzel şehirlerden bir tanesi, belki de en güzeli. Bana biraz Bremen’i anımsatan bu şehirle ilgili hazırladığım ufak rehberi de huzurlarınıza sunuyorum. Ayrıca yazının en başında ‘adına şarkılar yazılan demiştim. Bizde yalan yok, şarkıda rehberin akabinde sizlerle efenim. Sevgiler. Saygılar bizden, bolca gezmeler sizden!

Heidelberg Rehberi;
Yapmadan Dönme!
- Turist Info’ya uğra.
-
Neckar Nehri Kıyısı’nda yürü.
-
Altstadt’ı keşfet, ara sokaklara gir. Ara sokaklardaki müzeleri bul.
-
Çikolata ye, hediyelik eşya al.
-
Almanya’nın en eski üniversitesini ve öğrenci hapishanesini gez.
-
Heidelberg reçellerini tat.
-
Kornmarktplatz’da ya da Hauptstrasse’de kahve iç.
-
Bergbahn’a bin, en ön sırayı kap.
-
Cafe Gundel’de muhteşem pastalardan ye.
-
Karl Theodor Köprüsü’nde romantik dakikalar yaşa. 🙂 Erkek erkeğe/Kız kıza gidiyorsanız köprünün ayağındaki parklarda birer bira içmeniz romantik dakika seçeneğinden daha iyi olabilir. 🙂
-
SchlangeWeg’ten Filozof Yolu’na çık. Yol boyunca sık sık mola ver, manzaranın tadını çıkar.
-
Filozof Yolu’nda bol bol düşün, taşın. 🙂
Heidelberg için ihtiyacınız olanlar!
* Heidelberg Toplu Taşıma Biletleri









Merakimi hos gör neden dönercilerden hic bahsetmedin 10saat 6 gün calisan bir dönerci olarak zoruma gitti cakma hartrock kadar degerimiz yokmu 10yilda kactane turk ögerenci yada turiste yardim ettik ediyoruz neden turklerden söz ermedin
BeğenBeğen
Emeğiniz takdire şayan Serkan Bey, oradaki dönerciler her zaman zor günlerimizde yanımızda olmuştur; teşekkür ediyoruz.
BeğenBeğen
2 gün önce 1 günlüğüne Heidelberg’e gidelim dedik. İnternette nerelere ne sırayla gitsek diye araştırırken blog yazınızı okudum. Harfi harfine yazdıklarınızı uyguladık. Çok güzel ve dolu dolu bir gezi oldu bizim için. Verpackung Museum’dan tutun, mis kokulu Schlangenweg’e kadar… Hatta ücretsiz çikolata tatmak için Chocolaterie St. Anna No:1’e bile girdik (Sanırsam artık tadımlık çikolata olayını kaldırmışlar. Çünkü özellikle ”En ünlü, lezzetli çikolatalarınız hangileri?” diye sordum. Fakat ”Şundan bir deneyin, çok lezzetlidir” gibi bir cevap gelmedi). Çok faydalı bir yazı yazmışsınız. Kaleminize sağlık. Teşekkürler.
BeğenBeğen
Zeynep merhaba!
Ne kadar güzel! Gerçekten yazımızı takip ederek keyifle bir gezi yapmanıza çok sevindim! Heidelberg bizim için çok özel bir şehir, çok güzel hatıralarımız ve keyifli anlarımız var. Her sene tekrar gitmeye niyet ediyoruz ama henüz kısmet olmadı 2013’ten sonra 🙂 Çikolatacı ayıp etmiş biraz, belki yazıdan sonra çok talep olmuş da olabilir tabi çikolata tatma konusunda 🙂 Fakat tekrar gidersek, alternatifine bakacağız 🙂
Sevgiler!
BeğenBeğen
Almanya seyahatim öncesi çok faydalı bilgiler buldum. Ne güzel uzun uzun yazmışsınız. Tebrikler.
BeğenBeğen
Teşekkürler, yardımcı olabildiysem çok sevindim.
BeğenBeğen
Mertcan çok güzel anlatmışsın gidip görmesek de olur yani :)))
BeğenBeğen
Çok teşekkrüler 🙂 Yok yok siz mutlaka gelin gezin buraları bir fırsat yaratıp, özellikle Heidelberg çok fazla bilinmeyen bir yer. Bilinmeyen bir masal diyarı gibi 🙂
BeğenBeğen