Prag

DSC_0156

Doğu Avrupa Turu’muzun ilk durağıydı Çek Cumhuriyeti ve Prag. Metin, Zerrin ve Sinem’le Kassel’dan başladığımız keyifli yolculuk; Dresden’deki ufak bir tur molasıyla birlikte yaklaşık 7 saat sürdü.

Prag’a vardığımızda öncelikli olarak hedefimiz kalacağımız hostele bir an önce yerleşmekti. Prag büyük bir şehir, hatta tüm bölgeleri numaralarla belirlenmiş olacak kadar büyük bir şehir. Şöyle ki Prag’ta görüp görebileceğiniz en önemli yerler; örneğin Old Town, Astronomik Saat, Charles Köprüsü vb. 1. bölgede yer alıyor. Dolayısıyla 1. Bölge’de konaklamak inanılmaz pahalı. Biz 1. Bölge’ye bir hayli uzak gibi görünen; ancak metroyla yaklaşık 20-25 dakikada ulaşabileceğiniz 8.Bölge’deki; A&O Hostels’da kaldık.

Hostel genel olarak çok rahat odalara ve huzurlu bir ortama sahipti. Zaten bulunduğu bölge itibariyle biraz şehrin dışında kalmasından dolayı oldukça sessiz sakin bir çevredeydi. Hostel’in hemen yakınında büyük bir alışveriş merkezi var; buradan alışveriş yapabileceğiniz gibi para da bozdurabilmeniz mümkün. Hostel’e 5 dakika yürüme mesafesinde Metro Strizkov metro durağı yer alıyor; ve buradan direk şehir merkezine metrolarla ulaşabiliyorsunuz. Ve hostelin en güzel yanıysa; sadece ama sadece günlüğü kişi başı  7 Euro’ya; 4 kişilik ensuite odada kalabilirsiniz. Prag gibi bir yerde 7 Euro’ya kahvaltı dahil konaklamak parasal açıdan size oldukça esneklik sağlayacaktır.

Hostelimize yerleşip biraz dinlendikten sonra arabımızı da Hostel’de bırakıp doğruca para bozdurmaya bahsettiğim alışveriş merkezi’ne yani ‘Kaufland’a gittik. Burada temel ihtiyaçlarımızı da ‘Merkezde pahalı olur burdan alalım’ mottosuyla karşılayarak; tekrar Metro Strizkov durağına yürüdük. Bilet almak için çok fazla seçeneğiniz var. Günlük, Haftalık ve Aylık biletler haricinde; belirli bölgelerde geçerli yarım saatlik biletler de var. Biz 1,3 ve 8. Bölge’de geçerli yarım saatlik biletler aldık hep. Zaten çok fazla metroya binmedik 2 gün boyunca. Bir de Prag metrosu kaçak binmek için oldukça elverişli. Bu konuda risk alıp kaçak binebilirsiniz.  Fakat kaçak binişlerin ülkeye tekrar girememek gibi sonuçlara yol açabileceğini de belirtmek isterim. 🙂

DSC_0056

Strizkov durağından Vaclavske Namesti Caddesi üzerindeki Mustek durağına gittik ilk olarak. Gerçekten çok merkezi bir durak burası; buradan yaklaşık 10 dakikalık bir yürüyüşle hemen UNESCO tarafndan koruma altına alınan Old Town Square yani Eski Şehir Meydanı’na ulaşabilirsiniz. Yine aynı şekilde birçok mağaza ve hediyelik eşya dükkanının olduğu, arabaların girmediği Vaclavske Namesti caddesinin bir diğer ucunda ise Narodni Müzesi yer almaktadır. Müzeseverlerin ilgisini çekebilir.

DSC_0049

Caddede biraz oyalanıp; büyülü ara sokaklarda kaybolduktan sonra doğruca Old Town Square’e doğru ilerledik. Prag ve Eski Şehir Meydanı dediğimiz anda akla ilk gelen tabii ki Astronomik Saat.  Burası neredeyse her turistin herhangi bir saat başı önünde toplandıkları uğrak bir yer. Aynı zamanda şehrin buluşma noktalarından biri çünkü saat kulesi, şehrin tam kalbinde. Çanların çalmasıyla birlikte saat kulesindeki pencerelerden İsa’nın 12 havarisi geçiyor.  Ve tüm turistler yaklaşık 20 saniyelik bu anı görüntülemek için Astronomik Saat’in önünde büyük bir kalabalık oluşturuyorlar. Bu meşhur saati “Herkes bir gün geldiği yere geri dönecek yani elbet bir gün toprakla özleşip ölecek!” diyen Hanuş Usta diye bir profesör yapmış zamanında. Saati yaptıktan sonra Hanuş’un adı kraldan daha fazla duyulmaya başlayınca; durumdan rahatsız olan cengaver kralımız, Hanuş Usta’nın saati başka bir yere de yapmasını önlemek için onun gözlerine mil çektirmiş. Kör olan Hanuş Usta da saati bozmak amacıyla kendini saatin mekanizmasına bırakarak intihar etmiş. Saati 50 yıl kadar çalışmamış fakat daha sonra bir usta tamir etmiş ve saat günümüze kadar ulaşan bir Prag Sembolü olmuş.

DSC_0484

Dış tarafındaki rakamlar İbranice olan Hanuş Usta’nın saati, Güneş’in, Dünya’nın ve Ay’ın konumlarını gösteren astronomik bir saattir. Etrafında insanlara ne yapmamaları ve ne yapmaları gerektiğini sembolize eden 8 tane kukla vardır. Sol üst sıradan en baştaki, elinde tuttuğu bir aynayla kendine bakar ve kibiri sembolize eder. Hemen sağındaki elinde altın torbası olan bir Yahudi’dir ve cimriliği sembolize eder. Bir sağdaki kukla ise yaşama sevincini kaybetmiş ve iskelete dönmüş bir insanı anlatır. Sonuncu kukla ki en bomba olanı ise, elinde mandoline benzer bir müzik aleti bulunan Türk’tür; gece hayatı ve şehveti anlatır. Saatin altında da insanlara yapmaları gerekenleri anlatan 4 kukla vardır. Bu kuklalar da, bilim, adalet, astronomi ve eğitimin önemini temsil eder.

DSC_0475

DSC_0473

Dedim ya, Prag’ın sembolü olan bu saat hakkındaki güzel bilgilerden sonra; ve gerçekleşen güzel gösteriden sonra biraz meydanda dolandık ve ardından Hard Rock Cafe Prag’ın yolunu tuttuk. İçimizdeki HRC tutkusuyla bir çırpıda bulduğumuz kafede; önce biraz alışveriş yaptık ve ardından Pilsner Urquell’lerimizi yudumlayarak günün ve yolculuğun yorgunluğunu attık. Pilsner Urquell Türkiye’de çok çok zor bulunan, kokusuyla bile sizi mest edebilen bir Çek birası. Lagerlerin en hafiflerinden olan bu bira; Türkiye’de içtiğimiz efesin ya da tuborgun sahip olduğu o ağır koku ve yoğun aromadan ziyade; daha hafif fakat alkol oranı olarak aynı. Dolayısıyla günün her anında ya da her mevsimde; güneşin altında bile keyifle içilebilecek bir bira; tavsiye ederim.

DSC_0117

Hard Rock Cafe’de güzel vakit geçirip, biraz kıvama geldikten sonra doğruca Prag’ın en meşhur gece kulüplerinden olan James Dean’e gittik. Yer altında ufak bir hangarı andıran bu mekan; her yaştan çeklerin Prag’taki en uğrak yeri. Kapıdaki bodyguard’lar sizi yanıltmasın; oldukça esnekler ve yanınızda kız arkadaşlarınız var ise herhangi bir face kontrol olması imkansıza yakın. Mekan içerisinde her türlü içkiyi çok ucuza içebileceğiniz gibi; güzel müzik ve kafes içerisindeki dansçı kızları izleyerek de güzel vakit geçirebilirsiniz. Bizse James Dean’de çeklerin meşhur Absinthe’ni de deneme fırsatına eriştikten sonra; geceyi eğlenerek sonlandırıp hostelimize geri döndük.

DSC_0092

İkinci günsabahında hostelimizde güzelce kahvaltı ettikten ve sabah serinliğinin tadını hostelin arka bahçesinde çıkardıktan sonra aracımızla hostelimizden ayrıldık. Prag’ta şehir içinde araçla gezmek sıkıntılı ve pahalı bir durum olduğu için; aracımızı yine şehirin uzak bir noktasındaki P+R alanına bırakarak günün ilk rotası olan Tančící dům’a yöneldik. Tančící dům yani ‘Dans Eden Ev’ 2 numaralı bölgede; etrafındaki tüm barok, gotik ve art nouveau stilindeki evlerin yanında tüm ihtişamıyla post modernizmi simgeliyor. Yapımından günümüze kadar tüm çekler tarafından eleştirilen bu bina; yapılırken cumhurbaşkanı tarafından desteklenmiş ve bir kültür merkezi olacağı umulmuş. Fakat günümüzde en üst katında bir fransız restoranı ve diğer katlarında sigorta şirketler ve uluslararası firmaların ofisleri yer alıyor. Yine de  bina; turistlerin uğrak noktalarından biri. Bizim de ilgimizi çeken bu binanın önünde poz vermeyi ihmal etmedik tabii.

DSC_0136

Dans Eden Bina ya da diğer adıyla Sarhoş Bina’yla yeterince poz verdikten sonra; Vltava nehri boyunca Prag Kalesi ve Charles Köprüsü’ne doğru yürüdük. Bu rotada yürürken bir çok hoş dizayn edilmiş; nehir kıyısında bulunan kafelere göz atabilir; keyif yapabilirsiniz. Nehir üzerinde yapay mı doğal mı olduğunu tam olarak kestiremediğim güzel adalar var. Adaların etrafında deniz bisikleti ya da tekne kiralayarak gezebilirsiniz. Yine aynı şekilde Vltava nehri boyunca kanal turlarına katılabilirsiniz.

DSC_0149

DSC_0157

DSC_0167

Yol boyunca yürüdükten ve biraz oyalandıktan sonra Karlův most ya da Charles Bridge ya da Karl Köprüsü’ne varıyoruz. Köprü Prag’ın ikinci sembollerinden biri. Araç geçişine kapalı olan bu köprü sağlı sollu heykeller, turistler, hediyelik eşya satanlar, resim ve de müzik yapanlarla dolu. 4. Karl’ın emriyle yapılan bu köprü; Eski şehir ve Prag Kalesi’ni birbirine bağlayan bir yapı. Köprünün eski şehir yakasındaki kısmındaki kulelere hala çıkılabiliyor. Yine kulelerin altında güzel de bir pasaj var; alışveriş yapabilir ya da para bozdurabilirsiniz. Prag Kalesi tarafında ise güzel yemek yiyebileceğiniz noktalar var.

DSC_0173

DSC_0217

DSC_0218

DSC_0229

DSC_0234Charles Köprüsü’nden kale tarafına geçip ara sokaklardan etraftaki insanlara sorarak kaleye nasıl çıkacağımızı öğreniyoruz. Kale oldukça yüksek bir konumda yer alıyor ve Prag’ın her yerinden görülebiliyor. Dolayısıyla kaleye ulaşmak oldukça zor bir maraton. Sıcak hava nedeniyle 3-4 mola vererek tırmandığımız ‘Zamecke schody’ merdivenlerinden sonra ise; manzara doyumsuz güzelliğiyle bizi bekliyordu. Kaleye girmeden manzaranın tadını çıkararıp; eşliğinde güzel fotoğraflar çekerek biraz soluklandık.

DSC_0290

DSC_0293

Prag Kalesi 570 metre uzunluk ve 130 metre genişlik ile dünyanın en büyük antik kalesi. Kale; Bohemya, Kutsal Roma İmparatorluğu Kralları ve Çekoslovakya liderlerine ev sahipliği yaparken şimdilerde ise Çek Cumhuriyeti devlet başkanlarının ofislerine ev sahipliği yapmakta. Dolayısıyla kale oldukça iyi korunuyor; ancak kimse Metin ve benim neden kale içerisinde tişörtlerimizi kafamıza bağlayarak gezdiğimizi sorgulamadı. 🙂 Bu da Avrupa’nın rahatlığı. Kale olduça büyük bir alana yayılmış fakat içerideki en önemli yapı kesinlikle Gotik tarzda yapılan ve içerisinde Bohemya ve Roma İmparatorlarının mezarları bulunan St. Vitus Katedrali. Oldukça görkemli ve birbirinden muhteşem gotik sembollere sahiplik yapan bu katedralin etrafında tam bir tur atmadan bölgeden sakın ayrılmayın. Her bir köşesi ayrı güzel, ayrı şahane.

DSC_0307

Kale içerisinde gezdikten sonra biraz aşağıya doğru yürürken sol tarafta bir avlu içerisindeki ufak bir kulede Oyuncak Müzesi yer alıyor. Müze girişi ücretli fakat giriş kulenin en tepesinde; dolayısıyla tepeye çıkana kadar pek çok oyuncağa ücretsiz göz atabiliyorsunuz. Bir çok turist kale gezisini bu noktada sonlandırıyor; ancak benim Prag’tan aklımda kalan en güzel anılar ise burada başlıyor.

DSC_0344

Kale bölgesinden çıkıp Malostranska Metro İstasyonu’na doğru yürüdüğünüzde; karşınıza üzüm bağları gelicek. Ne alaka demeyin; bu üzüm bağlarının olduğu bölgede şarap evleri var ve tamamen bu bağlarda yetişen üzümlerden şaraplar üretip; sadece dükkanlarında oturup manzaranın tadını çıkaran müşterilerine satıyorlar. Prag’ta; hatta belki de Çek Cumhuriyeti’nde içeceğiniz en keyifli şaraplar burada efendim. Sonrasında ise yamaçtan aşağıya doğru arnavut kaldırımlı dolambaçlı yoldan inerken ucuza hediyelik eşya satan pek çok sokak satıcısı ve dükkan bulacaksınız. Sonrasında  Malostranska Metro İstasyonu önündeki havuzlarda biraz serinleyebilirsiniz.

DSC_0356

DSC_0359

Kale gezisinden sonra tekrar eski şehir meydanına yürüdük. Meydan bizim için açıkcası dinlenme tesisi gibiydi. Yorulduğumuz her anda süpermarketlerden içecek ve yiyecek birşeyler alarak meydana attık kendimizi. Bir şeyler yiyip içerek hayatın akıp gidişini izlemek tüm Avrupa şehirlerindeki meydanlarda en keyif verici aktivitelerden biri. Arkadaşlarım farklı biralar tercih ederken; ben süt tercih ettim. Dünyanın bir çok yerinde zor da olsa pek çok ülkenin birasına ulaşabilirsiniz; ama sütüne ulaşabilir misiniz? Bence bunu bir düşünün. 🙂

IMG_9300

Meydanda biraz oyalandıktan sonra doğruca Yahudi Mahallesi’ne doğru yürüdük. Yahudi Mahallesi’ne yürürken yolumuz üzerinde bir hediyelik eşya dükkanı dikkatimizi çekti. Türk Lirası bozulur yazısıyla dikkatimizi çeken bu dükkanı; tahmin edebileceğiniz gibi türkler işletiyor. Yunus isimli dükkan sahibi abimiz; yaklaşık 10 senedir Prag’ta yaşıyormuş. Klasik olarak kısaca bir hayat hikayesi dinledikten sonra; uygun fiyatlara hediyelik eşyalarımızı temin ederek mahalleye doğru yürüyoruz.

DSC_0425

DSC_0429

Bu bölgede Pinkas Sinagogu başta olmak üzere pek çok Sinagog gezebilirsiniz. Mabet yerleri çok fazla ilgimi çekmediği ve ücretli olduğu için; biz girmeyi tercih etmedik. Biraz ilerleyerek Prag Yahudi Mezarlığı’na ulaştık. Burada insanlar 12 kat üst üste gömülmüş. Binlerce mezar taşı düz, çarpık dip dibe duruyor. Mezarlar üstünde yer alan semboller orada gömülü kişinin ailesinin mesleğini temsil ediyor. Örneğin üzüm bolluğu simgelerken, makas da terzileri simgeliyor.

Mezarlığın yakınlarında Prag’ın elit yaşamının olduğu bölge de yer alıyor. Burada pek çok ünlü markanın mağazasına uğrayabilir; kaliteli araçlara şahit olabilir ya da en önemlisi ünlü Bohemya Kristalleri satan dükkanları ziyaret edebilirsiniz.

Yavaştan gün kararmaya başlayınca; eski şehir meydanı çevresindeki tüm ara sokakları dolaşıyoruz. Her kaybolduğunuz anda daha da güzelleşen bir şehire rastlamak mümkün Prag’ta. Kesinlikle haritasız gezin, kaybolun. Böylece kendinizi bir anda binlerce dolara satılan el yapımı kuklalarla dolu bir dükkanda; enfes şaraplar satan bir jazz bar’da; ya da dar ve loş ışıklı tarihi bir geçitte; hatta ve hatta eski bir kral tahtında bulabilirsiniz. Prag böyle sürprizlere gebe; ihtişamlı bir şehir.

DSC_0457

DSC_0501

2 günlük Prag gezimizi; en çok vakit ayırdığımız noktada; yani eski şehir meydanında; diğer tüm insanlar gibi meydana oturup biralarımızı yudumlayarak sonlandırdık. O meydandaki sanatçılar; hayatın akıp gidişi, o rahatlık, huzur ve akşam serinliğinde içimizi ısıtan sıcak arnavut kaldırımları hep aklımda dün gibi kalacak.

DSC_0568

Prag’a gidin dostlar; Prag’ı mutlaka yaşayın. Gezmeye doyamayacağınız; sizi üzmeyecek, pişman etmeyecek efsane bir şehir.

Sevgiler.

Yorumlayın