Gent

DSC_0130

Brugge gezimizden sonra Belçika içerisindeki ikinci durağımız Gent’ti. Aslında en az Brugge kadar şöhretini duyduğumuz; yine mimari olarak Orta Çağ özellikleri taşıyan ufak bir kente gelme nedenimiz ise çok farklıydı.

Gent’e geldiğinizde gezinize ilk başlayacağınız yer Korenmarkt olmalı. Biz araçla geldiğimiz için önce Gent’in karmaşık sokaklarında kaybolup; yaya yollarına girip cezalar yiyerek zor da olsa Sint-Michelis Plein’ın hemen yanındaki kapalı otoparka aracımızı bıraktık. Dolayısıyla gezimize Sint-Michelis kilisesiyle başladık. Kilise’nin çok büyük ve önemli bir mazisi ya da göze hoş gelen bir görüntüsü yok. 12.YY’da çatısı yıkılmış ve kilise içerisinde Rokoko dönemini andıran eserler var. Buradan doğruca Gent’in en meşhur köprüsü olan St. Michaelshelling üzerinden Korenmarkt’a doğru yürüyoruz. Bu köprünün meşhur olma nedeni ise Gent’teki 3 kuleyi; yani St. Nicholas, Belfry ve St. Bavo’s Katedrali’ni; aynı fotoğraf karesine güzelce sığdırabilmeniz.

DSC_0135

Korenmarkt şehrin tam merkezi olarak kabul ediliyor ve buradaki McDonald’s pek çok insanın buluşma noktası. Yer yön tarif eden arkadaşlarımız da genelde Korenmarkt ve McDonalds’a göre tarif ediyor her yeri. Bu kadar tatlı ve ufak bir yer burası efendim. Bu renkli ve cıvıl cıvıl meydandan tramvay hatları da geçiyor tabii ki. Sokak çalgıcıları, alışveriş dükkanları, restoranlar, fast food dükkanları hepsi burada. Burası hem hoşça vakit geçirebileceğiniz; hem de geziniz sırasında oturup soluklanabileceğiniz bir meydan. Avrupa’daki meydan kültürünün bir diğer örneği diyebilirim.

DSC_0140

DSC_0139

Korenmarkt Meydanı’nda gözünüze ilk çarpacak yer St. Nicholas Kilisesi olacak. Burası şehrin meşhur üç kulesinden ilki. Kiliseye geçmeden önce Korenmarkt’ın tam anlamının ‘Buğday Pazarı’ olduğunu belirtmek isterim. Burada eskiden buğday ve buğday ürünleri satılırmış. Kilise de o dönemdeki tüccarların; pazarcıların en uğrak yeriymiş. Kilise 13. YY’dan kalma; şehrin en önemli sembollerinden bir tanesi. Gotik mimari hemen göze çarpıyor bu kilisede. Fakat kiliseyi şu aralar çok daha meşhur kılan başka bir özelliği var; en son yapılan restorasyon çalışmaları. Öyle ki; kilisenin içine etmişler efendim. Hani bizim ülkemizde sıva kültürü vardır; bina yapılır ve hiç bir estetik düşünülmeden direk beton sıva atılır. Buraya da Türkler el atmış olacak ki; kilisenin sol tarafı silme beton sıva yapılmış. Üstelik kilisenin eski görünümüne tezat bir şekilde açık bir gri tonda yapılmış bu sıva. Kilisenin sağ tarafına baktığınızda etkilenmeniz; sol tarafına baktığınızda ise kahkaha atmanız mümkün.

DSC_0143
Kilisenin sol tarafı modern ama yanlış bir biçimde renove edilmiş. Kilisenin tamamını yukarıdaki fotoğraflardan görebilirsiniz.

St. Nicholas Kilisesi; hemen arkasındaki Belfry yapılana kadar düşman ataklarında çanlarını çalmış. Belfry’ın yapılışından sonra ise çanları çalma görevini devretmiş. Belfry hemen St. Nicholas’ın arkasında kalıyor.  Dönemin Flaman şehirlerinin neredeyse tamamında bir Belfry ya da Belfort var efendim. Bunlar genelde tüm şehirlerin simgesi. 14. yüzyıla tarihleniyor yapımları. Buradaki Belfry şehrin bağımsızlığının ve gücünün göstergesi. Aynı zamanda şehrin simgesi olan 3 kulenin ikincisi. En tepesinde Gent’in simgesi olan Ejderha figürü yer alıyor. Belfry uzun yıllar çevreyi gözetlemek için kullanılmış.  O dönemlerin en büyük tehdidi olan yangınları bildirmek dışında evlilik, ölüm, düşman atakları gibi olayları çanlarını çalarak halka bildiriyormuş. Ayrıca UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde de yer alıyor.

Belfort_van_Gent
Belfry fotoğrafları kötü ve bulanık olduğu için bu fotoğraf Vikipedia sayfasından alındı.

Belfry’ın arkasında ise şehrin üçüncü simge kulesi yer alıyor; St. Bavo’s Katedrali (Sint-Baafskathedraal). 942 yılında inşa edilen bu katedrale yetersiz kalması nedeniyle daha sonraları Romanesk ve Gotik tarzda eklemeler yapılmış. Ortaya karışık bu katedrali en meşhur kılan ise  Jan ve Hubert Van Eyck kardeşler tarafından yapılan meşhur ‘Mystic Lamb’ ya da diğer adıyla ‘Gent Atları’ tablosu. Geziniz efendim.

DSC_0141

DSC_0148

Korenmarkt’ta yeterince oyalandıktan sonra ve sizi tarihi bilgilere boğduktan sonra artık asıl Gent’e geçebilirim. Efendim Korenmarkt’tan yukarıya doğru yani Vrijdagmarkt’a doğru yürürken ilk sol sokağa dönerseniz meşhur Graslei nehrine ulaşabilirsiniz. Burası akşam üzeri biralarınızı alıp nehir kenarında oturup keyif yapabileceğiniz güzel bir alan. Brugge’de olduğu gibi burada da kanal/nehir turu yapabilirsiniz. Yine tipik Belçika Evleri’ni gözlemleyebilir; ikince el dükkanları bu bölgelerde ziyaret edebilirsiniz. Biraz daha yukarı çıkarsanız Groetenmarkt’a ulaşacaksınız. Burada şehrin en eski et pazarı yer alıyor. Eskişehir Haller Gençlik Merkezi’ni anımsatan bu halde tavanda hala etler asılı. İçerisi de oldukça serin. Buradan et alabilir ya da restoranda takılabilirsiniz. Halin hemen önünde; meydanda güzel kafeler var. Ayrıca sokak satıcıları da yer alıyor. Benim bir diğer dikkatimi çeken nokta ise elektrik tellerine asılmış ayakkabılar. Genelde uyuşturucu satıcılarının birbirini bulmasını sağlayan bu yöntem; burada ne anlama geliyor bilemedim.

DSC_0153

DSC_0161

Ve geldik gezinin bizim için en can alıcı noktası; gezimizin amacına: DREUPELKOT! Yazının başında da dediğim gibi Gent çok planda yoktu ama daha önce burada öğrenim gören arkadaşım Betül burayı ısrarla gezmemizi tavsiye etti ve özellikle Dreupelkot’u öyle bir anlattı ki; burayı gezmek bize ibadet oldu. Dreupelkot tatlı tombik ve paso puro içen bir amca tarafından işletilen bir Shot-Bar. Buranın özelliği, içinde çok sayıda jenever denen (Dutch gin) dünya güzeli shotların satıldığı yer olması. Aklınıza gelebilecek neredeyse her meyveden, kahveden, hatta acı biberden bile yapıyorlar bu shotları. Hepsi el yapımı; ev yapımı. Yalnız shot olması ve  tadlarının oldukça hafif olması sizi yanıltmasın; oldukça etkili alkol oranlarına sahipler.  Turistler pek bilmez burayı; diğer Gent gezi yazılarında da bulamazsınız burayı. Kimselerin bilmediği bir yeri keşfetmek istiyorsanız doğru yerdesiniz. Buraya gidecekseniz size şiddetle Zure Appel’ı (Sour apple) içmenizi öneriyoruz. Biz çok sevince 4 kişi büyük bir şişe Zure Appel’a girdik. 21€ fiyatı. Diğer shotlar da oldukça lezzetliydi. Ayrıca kavunlu ve mandalinliyi de ben çok beğendim. Eğer aranızda kötü davranmak istediğiniz bir arkadaşınız varsa ona kırmızı acı biberden yapılma Pepperjenever ısmarlayabilirsiniz. Gent’te barların pek çoğu self servis, burası da öyle. Çok küçük bir yer zaten, masaların çevresinde ayakta duruyorsunuz. Genellikle bir mekana gitmeden önce demlenmek için ya da mekandan çıkınca rahatlamak için geliyor insanlar. Bu mekanın yanında Hot Club de Gand isimli bir Jazz Bar’da var. Onu da değerlendirebilirsiniz.

DSC_0165

DSC_0171

Dreupelkot’ta hafif çakırkeyf olduktan sonra Gravensteen Kalesi’ne doğru yürüyoruz. Genellikle kaleler şehir dışında ya da şehrin uzak köşelerinde; tepelerinde yer alır ama Gent’te durum farklı. Kale tam şehrin göbeğinde; Graslei Nehri’nin kenarında kalıyor. 12. yüzyılda Kont Philip tarafından yaptırılan kalenin ismi ‘Kontların Şatosu’ anlamına geliyor. Bölgeye kalesini dikerek bir tür güç gösterisi yapmak istemiş Kont Philip. 14. yüzyıla kadar Kontların ikametgahı olarak kullanılan kale daha sonra yıllar geçtikçe mahkeme binası, hapishane vb. yapılar olarak kullanılmış. 20. Yüzyılın başlarında ise ciddi bir restore çalışmasından geçmiş, surlar yeniden inşa edilmiş, fazlalık yapılar yıkılmış ve kale Orta Çağ’dan kalma o otantik görünümünü biraz yitirmiş. Fakat yine de kaleye girer girmez Orta Çağ esintilerini görebilirsiniz. Kalenin surları ve kuleleri baya görkemli. Kale’ye giriş için öğrenci ücreti 8 Euro ve içeride hapishane zamanından kalma işkence odaları, giyotinler, dönemin kıyafetleri ve bazı eşyalar bulunuyor.  Ücretsiz olarak da kalenin bir kısmına kadar girebilir ve girişteki avluda turlayabilirsiniz.

DSC_0185

Kaleden çıktıktan sırasıyla Haringsteeg ve Corduwaniersstraat üzerinden yürüyerek Vrijdagmarkt’a geliyoruz. Bizim gittiğimizde meydanda büyük bir ikinci el pazarı vardı. Fakat farklı günlerde farklı pazarlar kuruluyormuş. Burası 1340 yılında İngiltere Kralı 2. Edward’ın Fransa Kralı oluşunun ilan edildiği meydan. Sayısız kutlamalara ve savaşlara tanıklık etmiş;  tam ortasında ise Fransa ile mücadelenin kahramanı olarak kabul edilen Jacob Van Artevelde’nin heykeli bulunan bir alan.  Etrafta yine çok fazla kafe, bar ve restoran mevcut. Oldukça hareketli ve güzel bir meydan. Ayrıca burada bir adet Carrefour Express’te bulunuyor.

DSC_0190

DSC_0205

DSC_0194

Meydanda biraz soluklanıp pazardan meşhur Belçika Patatesleri’ni tattıktan sonra; birer Leffe içip soluklanıyoruz. Pazardaki hareketliliği; insanların davranışlarını gözlemleyerek dinleniyoruz. Daha sonra ise yine Gent’in fazla bilinmeyen sokaklarından birine; Graffitistraatje’a ya da diğer resmi adıyla Werregarenstraat’a doğru yürüyoruz. Burası sokak sanatçılarının bir araya gelerek; diledikleri zaman diledikleri şekilde graffiti sanatını icra ettikleri bir sokak. Sokağın güzelliği; her geldiğinizde farklı eserler görebilmeniz. Sokak başlı başına yaratıcılık ve hayal gücüne dayanıyor. Duvardaki çizgilerin içinde kaybolmaksa ayrı bir haz veriyor. Sokak yaklaşık olarak 300 metre uzunluğunda ve yayalara açık sadece. Mutlaka geziniz efendim.

DSC_0222

DSC_0227
Canım sevgilim.

Gent ne kadar ufak bir şehir olsa da daha çok vakit ayırılması gerekilen bir değer bence. Brüj kadar efsane bir şehir olmasa da ayrı bir havası var buranın. Yolum Belçika’ya düştüğünde kesinlikle tekrar gidip daha uzun kalmayı düşünüyorum. Sizlerin de eğer yolu buralara düşerse; mutlaka gezin Gent’i. Zira şehir hem Brüksel’e, hem de Brüj’e yarım saatlik bir mesafede yer alıyor.

DSC_0183

Gent’i yaşayalım, yaşatalım arkadaşlar.

Sevgiler.

Not: Kısa bir zaman dilimi içerisinde geziyi planlamamıza ve Gent’le ilgili yazmış olduğum neredeyse her konuda bize yardımcı olan; bizi şehir hakkındaki engin bilgileriyle aydınlatan Betül Aksu arkadaşıma çok teşekkür ederim. Kendisi gerçek bir Gentli; sağolsun varolsun. 🙂

3 Comments

  1. Gent ‘ e mart 2016 da yapacağımız gezide 1 gün ayırdık.yazdıklarınızı dikkate alacağım ve teşekkür ediyorum size.Elinize sağlık.Saygılar.
    H.Ali Atalay

    Beğen

  2. Merhaba, esimle mayis ayinda yapacagimiz turumuzun 3 gecesi paris, 1 gecesi bruksel, 1 gecesi brugge ve 3 gecesi amsterdam. 1 gunumuz arada bos kaliyor. Yazinizdan sonra Gent’ i gorme fikri aklima yatti ancak sizce 4 gece Paris’te mi olmaliyiz yoksa onun yerine 1 geceyi Gent’te mi gecirmeliyiz?

    Beğen

    1. Merhaba,

      Kesinlikle Gent’e gitmelisiniz. Fakat Gent’e konaklamanızı önermem, bir an önce Brugge’e doğru yol alın. Hatta Brüksel’e hiç uğramayıp, Gent+Brugge’e geçmenizi tavsiyederim. Brüksel, fazlasıyla sıkıcı bir yer.

      Beğen

Yorumlayın