Amsterdam

DSC_0061

Nihayet Almanya dışında bir şehir, Amsterdam! Geldiğimizden beri nereye gitsek, ne yapsak diye 2 ay boş yere beklemenin ardından yakaladığımız güzel bir otobüs turuyla Cumartesi sabah saat 5 sularında nihayet yollara düştük. Yaklaşık 4.5 saat sonunda ise vardık bu özgürlükler şehrine.

Amsterdam’a vardığımızda parçalı bulutlu ve ara ara yağmurlu bir hava bizi karşıladı. Ancak Avrupa’da yaşıyorsanız bu durumu normal karşılıyorsunuz. Daha önce Amsterdam’a gelmiş olan sevgilim Sinem’in önderliğinde başlıyoruz gezmeye. Otobüs bizi direk Amsterdam Centraal tren istasyonu önünde indirdiği için heryere ulaşmak bizim için kolay oluyor.

Amsterdam Centraal İstasyonu'ndan indiğinizde, sola bakınca bu manzarayla karşılaşabilirsiniz.
Amsterdam Centraal İstasyonu’ndan indiğinizde, sola bakınca bu manzarayla karşılaşabilirsiniz.

Amsterdam; 12.yüzyılda Amstel Nehri etrafında bir balıkçı köyü olarak kurulmuş olsa da şimdilerde esnekliği sayesinde Avrupa’nın en güzel turistik noktalarından biri. Amsterdam, Hollanda’nın başkenti olarak bilinmesine rağmen hükumet burada değil idari başkent olan Lahey’dedir.

Şehir dört bir yanında bulunan kanallar  sayesinde Amsterdam; kuzeyin Venedik’i olarak anılır. Biz de sabah 10 sularında vardığımız bu kuzeyin Venedik’in de başlıyoruz gezmeye. İlk hedefimiz Dam Meydanı. Burada Amsterdam Kraliyet Sarayı, Yeni Kilise, Ulusal Anıt ve Madame Tussaud’s müzesi bulunuyor. Buranın tren istasyonuna uzaklığı yaklaşık 1-2 kilometre. Oldukça görkemli olan bu meydanda; Avrupa’daki o meydan; merkez kültürünü iliklerinize kadar hissedebilirsiniz. Neredeyse şehrin tüm önemli simgeleri bu alanda olduğu için her zaman burada bir etkinlik ya da bir eylem oluyor. Bizim gittiğimiz gün de adını hatırlayamadığım bir eylem ve bir hayli kalabalık vardı meydanda. Burası Amsterdam fotoğraflarınızı süsleyen en güzel yerlerden biri.

Dam Meydanı

Biz burada çok fazla vakit harcamadık, hatta buradan sadece geçtik desem yeridir. Şehri yürüyerek gezmeyi planladığımızdan dolayı doğruca Rokin Caddesi boyunca yürüyüp Blomenmarkt’a gittik. Burada meşhur Hollanda Laleri’ni görüp, satın alabilirsiniz. Nehir boyunca kurulmuş çiçekçi dükkanları bu alışverişiniz için size fazlasıyla yardımcı olacak. Ayrıca yine bu çiçekçilerin karşısındaki Cheese Store’lardan da meşhur Hollanda peynirlerini tadabilir ve satın alabilirsiniz. 🙂

Amsterdam'dak peynir mağazalarını mutlaka ziyaret edin. Meşhur hollanda peynirlerini ücretsiz olarak istediğiniz kadar tadabilirsiniz.
Amsterdam’daki peynir mağazalarını mutlaka ziyaret edin. Meşhur hollanda peynirlerini ücretsiz olarak istediğiniz kadar tadabilirsiniz.

Amsterdam’ın en hareketli yerlerinin başında Leidseplein ve Rembrantplein geliyor. Bu iki meydan/cadde boyunca Amsterdam’da yaşamak istediğiniz; almak istediğiniz ya da yemek istediğiniz herşeyi yapabilmenize olanak sağlayacak dükkanlar mevcut. Leidseplein, Rembrantplein’a göre daha büyük. Cadde araç girişine kapalı ve tramvay çalışıyor sadece. Yol boyunca İstiklal Caddesi havası yaşanıyor. Çevredeki birçok kafe ve restoranlarda yemek yiyebilir ve aynı zamanda canlı müzik eşliğinde güzel bir akşam geçirebilirsiniz.

Bir sonraki durağımız Heineken Experience, yani en azından niyetimiz öyleydi 🙂 Rembrantplein’dan yaklaşık bir 20-25 dakikalık yürüyüşle birlikte varıyoruz Heineken Experince’a. Tabii burası bizim Kassel’deki Martini Brewery kadar küçük olmadığı için; içeriyi gezmek bir hayli zaman ve bir hayli bütçe gerektiriyor. Bizim bu gezimizde çok fazla vaktimiz ve bütçemiz olmadığı için ne yazık ki Heineken Experience’ın kapısından dönmek durumunda kaldık. Ancak kabaca özetlemek gerekirse burası Heineken’in şu an aktif olarak kullandığı fabrikası değil. Şu anki fabrika şehir dışında ve bu fabrika ise artık müze olarak kullanılıyor.  Biranın yapımından başlayarak tüm fabrikayı gezmeniz ve her şeyi aşama aşama gözlemleyebilmeniz; tüm bira fabrikası gezilerinde olduğu gibi burada da mümkün. Gezinin en sonunda da 2 adet bira ikram ediyorlar. Bira merakınız varsa Amsterdam’a kadar gelmişken Heineken’e mutlaka uğrayın.

DSC_0065

Heineken Experince’tan sonra Müzelerin olduğu bölgeye doğru yürüyoruz. Bu bölgede ayrıca Hard Rock Cafe Amsterdam ve meşhur, herkesin olmazsa olmazı olan ‘Iamsterdam’ yazısı bulunuyor. Bu bölgenin adı ‘Museumplein’. Van Gogh Musem, Rijksmuseum gibi önemli müzeler bu bölgede yer alıyor. Ben çok fazla etrafı kapalı, sanat müzeleri gezmeyi seven bir tip değilim; nedense bu müzeler ömrüm hayatım boyunca oldukları yerde olacakları için genç yaşımda buralarda vakit kaybetmek istemiyorum. Ayrıca Amsterdam gibi bir özgürlükler şehrinde de tüm paramı bu müzeler için harcayamazdım. Dolayısıyla tüm müzeleri (Madame Tussaud) dahil pas geçtim. Gençseniz, siz de pas geçin efendim. Gidin Red Light’a, keyfinize bakın. Ha illa müzeleri gezecem diyorsanız da bu işin en karlı yolu 2 günlüğü 52 Euro olan ‘I Amsterdam Card’ almanız. Bu kartla 2 gün boyunca tramvaylara bedava binebilir, 20’ye yakın müzeye ücretsiz girebilir ve pek çok mekanda indirimli yiyip içebilirsiniz. Gezmek için tavsiye edilen müzeler ise; Rijksmuseum, Van Gogh Museum, Stedelijk Museum ve Madame Tussauds.

Rijks Museum
Rijks Museum
Parasızlıktan müzeye giremeyince biz. :)
Parasızlıktan müzeye giremeyince biz. 🙂

Müzeler bölgesinde bir de uğramanız gereken nokta ‘Iamsterdam’ yazısı. Amsterdam’ın Kâbe’si olan bu yer; olmazsa olmazlardan. Amsterdam’a gidip de burada fotoğrafı olmayanları; ikinci Amsterdam ziyaretlerinde ıslak odunla bekliyorlar. O yüzden mutlaka burada sizin de bir fotoğrafınız olsun efenim.

DSC_0071

Bizim için bir başka önemli olan ise; Hard Rock Cafe’ler. Avrupa’da yaptığımız gezilerin pek çoğunda eğer gittiğimiz şehirde Hard Rock Cafe varsa mutlaka uğruyoruz. Hem internet ihtiyacımızı karşılamak hem de bayıldığımız yemeklerini tadabilmek için tabii ki. Ayrıca çaldıkları güzel müzikler, sattıkları güzel ürünler de cabası. Tavsiye ederim; müzeler bölgesine çok yakın. Hatta kanala açılan bir balkonu var, çok hoş.

DSC_0095

Evet şimdi yavaş yavaş gelelim fasülyenin faydalarına. Efendim Amsterdam dedik, özgürlükler ülkesi dedik. Şehre ayak bastığınızda zaten bunu buram buram hissetmeniz mümkün. Şehre gelip, istasyondan çıkınca içinize çektiğiniz ilk nefeste/havada o şehri sarıp sarmalayan ot kokusunu farketmemeniz için burunlarınızın çok sağlam tıkalı olması lazım. Tamam kötü bir örnek oldu farkındayım, ama gerçekten öyle. Amsterdam gibi bir şehirin artık tek geçim kaynağı olmuş uyuşturucu maddeler. Buraya gelen turistlerin %80’nin sadece bu uyuşturucuları denemek için geldiğini söylersek yanlış olmaz. Nitekim Amsterdam halkı da bunu inkar etmiyor. Her sokakta bir Coffeeshop, SeedStore bulunuyor. Hatta bazı sokaklarda birden fazla. Halkın geçim kaynağı bu dükkanlar. Yıllar önce ölüm tehlikesi taşıdığı için yasaklanan Magic Mushroom’lar bile Amsterdam Turizmi kötü etkilenince yeniden serbest bırakılmış. Yani işin özü; Amsterdam’a geldiğinizde bunları yadırgamayınız. Türkiyemiz’in nasıl 70’lik Ayranı meşhursa; Amsterdam’ın da uyuşturucu maddeleri meşhur.

DSC_0113

Coffeeshop’larda bazı belli kurallar var. Örneğin  bizim uğradığımız Coffeeshop’ta (Super Skunk Coffee Shop); mutlaka kimlik/pasaport kontrolü yapılıyor. Bir hastalığınız/duyarlılığınız olup olmadığı soruluyor ve tadmak istediğiniz maddeleri daha önce kullandığınız ya da deneyip denemediğiniz soruluyor. Verdiğiniz cevaplara göre garsonların size önerileri oluyor. Fakat siz bu önerileri dinlemek zorunda değilsiniz; ancak dinlemezsiniz de mekan sizin yapacaklarınızdan/yaşayacaklarınızdan kendini sorumlu tutmuyor. Bildiğiniz kafe menüsü gibi bir menüleri oluyor. Bu menüde önceden tütünle birlikte sarılmış otlardan; mantarlardan; keklerden tutun aklınıza gelebilecek her türlü uyuşturucu maddesi yer alıyor. Fiyatları ve gramları açıkca belirtilmiş. Almak istediğiniz her maddenin de maksimum tüketebileceğiniz gramajı menüde açıkca belirtiliyor. Ayrıca alacağınız her maddenin siz de yaratacağı etki açıkca belirtilmiş; yani kontrol tamamen siz de. Coffeeshop’larda alkol kullanımı da kesinlikle yasaklanmış durumda. Alkol ve bu maddelerin kötü etkileşimi sonucunda çok fazla ölüm olduğu için böyle bir karar alınmış. Ancak bunların yerine kahve, kola vb. tüm içecekler bulunuyor.  Coffeeshop’taki kendi anılarımızla ilgili çok fazla detaya girmeye gerek yok; özel hayatın gizliliği. Fakat siz de gitmişken mutlaka bir Coffeeshop’a uğrayın ki Amsterdam halkı kazansın 🙂

Coffeeshop maceramızdan sonra yükselen mide özsuyumuzun da vesilesiyle yeniden Leidseplein’a dönüyoruz. Burada meşhur hollanda patateslerinden alıyoruz ve Red Light’a doğru yürümeye devam ediyoruz. Bu patatesler sanıyorum İstanbul’da da satılıyor; adı Patata. Fakat Hollanda’da biraz daha güzel yapıyorlar ve burada yiyebileceğiniz en ucuz yiyeceklerden bir tanesi. Tavsiye ederim, güzel de sosları oluyor.

DSC_0123

Kısa bir yürüyüşün ardından henüz hava kararmamışken Red Light District’e varıyoruz. Red Light denince akla hemen bir nehir ve iki tarafında Sex Müzeleri, Sex Shopları ya da modern genelevler geliyor. Ancak Kırmızı Fener bölgesi biraz daha farklı. Adı üzerinde, bölge. Bir çok ara sokakta, bir çok farklı deneyim yaşayabilirsiniz, nehir kıyısını boşverin. Nehir kenarında dolanmaktan ziyade ara sokakları keşfedin. Ayrıca bayansanız bu sokaklarda yalnız gezmemeniz de sizin için daha iyi olacaktır. Bir dikkat etmeniz gereken diğer konu ise, sakın bu bölgede fotoğraf çekmeyin. Mutlaka birileri size laf söylüyor; hatta eğer hayat kadınlarının fotoğrafını çekmeye kalkarsanız; makinenizin nehre uçma ya da parçalanma ihtimali çok yüksek 🙂

Red Light bölgesinde sıradan bir Prezervatif mağazası. Her ne kadar bölge çalışanları sağlıklı olduklarını iddaa etselerde; macera yaşamadan önce bu mağazalara uğramakta fayda var.
Red Light bölgesinde sıradan bir Prezervatif mağazası. Her ne kadar bölge çalışanları sağlıklı olduklarını iddaa etselerde; macera yaşamadan önce bu mağazalara uğramakta fayda var.

Bölgedeki ara sokaklarda; neredeyse her bina da küçük küçük genelevler bulunuyor. Bizim küçük esnaf hesabı; Amsterdam’ın da küçük esnafı bunlar 🙂 Küçük bir camekan oda; camın önünde hemen kendini sergileyen bir hayat kadını. Kadının konuşabildiği diller camda; yaşatacağı duygular ise pazarlıkta saklı. Genelde 30 Euro’dan başlayan fiyatlar sizin taleplerinize göre 200 Euro’ya kadar çıkabiliyor. Anlaştığınız takdirde perde çekiliyor, gerisi size kalıyor. Gözlemlediğim kadarıyla bu sektör Amsterdam halkının ikinci ana geçim kaynağı. Yani uyuşturucu ve sex. Hayat kadınları haricinde bu bölgede Sex Show’lar da bulunuyor. Temalı bu showlarda siz seyircisiniz. Sahnede ise show var. Amsterdam’a gelen turistler genellikle bu deneyimi yaşıyorlar fakat bu deneyim kişi başı 20-30 Euro’ya patlıyor. Ayrıca yine bölgedeki Sex Müzesi’de görülmeye değer. Sex Tarihi’ni merak ediyorsanız; aşama aşama Sex’in gelişimini gözlemleyebilirsiniz 🙂 Müzeye giriş ücreti ise 8 Euro.

Müze, Peynir, Heineken Sex ve Uyuşturucu haricinde Amsterdam için bir güzel tavsiyem ise mutlaka Kanal Gezisi yapın. Değişik sürelerde değişik fiyatlarla her bütçeye uygun bir şekilde bu deneyim için olanak var. 2-3 Saatlik bir Kanal Turu 10 ila 20 Euro arasında değişiyor. Ayrıca yine kanal üzerindeki katamaranlarla bir duraktan başka bir durağa da gidebilirsiniz; yani toplu taşıma aracı olarak da kullanabilirsiniz. Kanal gezileri boyunca Amsterdam’da sular üzerine kurulmuş yüzen evleri fotoğraflayabilirsiniz. Amsterdam’ın en güzel simgelerinden biri de bunlar.

DSC_0057

Amsterdam’la ilgili son olarak evlerinden bahsetmek istiyorum. Genellikle çok dar olan bu şirin yapıların; dik çatıları oluyor. Ayrıca evlerin bir çoğu öne doğru eğik ve yana doğru yamuk ve her evin tepesinde ise bir kanca var. Bunun nedeni ise; dar olan evlerde eşya taşınamadığı için; yukarıdaki kancaya halat takılarak eşyalar binaların dışından taşınıyor. Şansımıza; gezimiz sırasında bir eve eşya taşınıyordu ve fotoğraflayabildim sizler için. Bu olay bana oldukça ilginç ve akıllıca geldi. Dünya’nın en dar evinin olduğu bu şehirde; başka nasıl eşya taşınabilirdi ki?

DSC_0049

DSC_0059

Amsterdam’da hediyelik eşya alabileceğiniz çok fazla dükkan var. Ancak benim gibi az bütçeyle geziyorsanız size tavsiyem Dam Meydanı’ndaki 5 Euro Shop. Tişörtten, bardağa; magnetlerden, oyuncaklara her şey 5 Euro. Oldukça uygun.

Özgürlükler şehri Amsterdam. Belki Günahlar şehri. Benim için Eğlence şehri oldu. Amsterdam’ı ve Hollanda’yı yakın bir zamanda bir kez daha gezip, bir kez daha yazacağım. O zamana kadar sevgiler, saygılar.

DSC_0186

Kısaca Amsterdam Rehberi;

GEZ:

Dam Meydanı, Begijnhof, Red Light District, Rembrandtplein, Vondel Park, Museumplein, Nieuwe Kerk, Artis Zoo, Oude Kerk, St. Nicolaaskerk, Amsterdam Müzesi, Van Gogh Müzesi, Anne Frank House, Amsterdam Arena ve Albert Cuyp Market.

YAP:

Kanal Turu, Heineken Experience, Iamsterdam Önünde Fotoğraf, Coffeshop Deneyimi, Red Light District’te hoşça vakit.

YE:

Hollanda Peynirleri, Vlaamse Frites, Rijsttafel, Broodjes ve Falafel

AL:

Peynir, Lale

Yorumlayın