Krakow

Kraków Polonya’nın en eski ve en büyük 3 şehrinden biri. Yaklaşık olarak 1.5 Milyon insanın yaşadığı tahmin ediliyor. Ülkenin bilim, kültür ve sanat merkezi olan bu şehrin eski başkent olması ve tarihi olayların çok fazla yaşanmış olması nedeniyle; Kraków Polonya’nın kalbi olarak anılıyor. Biz Türkler ise genellikle Kraków’a Polonya’nın İstanbul’u; Varşova’ya ise Polonya’nın Ankara’sı demeyi tercih ediyoruz. Bu arada Krakow’un ‘Değeri En Bilinmeyen Şehir’ seçildiğini de belirtmekte fayda var. 🙂

DSC_0851

Orta Avrupa Gezi’mizin 2. durağı olan Krakow’a gelir gelmez ilk dikkatimizi çeken nokta Wisla Nehri oldu. . Nehir şehrin sembolü olamadığı için Lehler buraya afilli bir köprü yapmamışlar ne yazık ki. Dolayısıyla nehir şehre sığıntı gibi kenarda kalmış. Sonra bunu farkeden şehrin önde gelenleri ‘Yahu şu Wisla’nın adını bari bir kulübün adına ekleyelim’ diyerek ‘Wisla Krakow‘ kulübünü kurmuşlar.

Şehre girdikten sonra ilk durağımız geceyi geçireceğimiz ve 2 gün sonra rahat bir yatakta dinlenmenin hayalini kurduğumuz Premium Hostel oldu. Hostelimiz 7€’luk konaklama+kahvaltı ücretiyle cezbetti bizi. Giriş işlemlerinden sonra hemen eşyalarımızı odaya yerleştirmeye çıktık ki kötü bir sürpriz bizi bekliyordu: çıplak bir İskoçyalı!

DSC_0748

Malum Avrupa insanı rahat; herkesin bildiği bir gerçek. Hava da sıcak tabi; 8 kişilik odada anadan doğma yatıyordu Craig. Kızlarımız şoku atlattıktan ve biz odamıza yerleştikten sonra; Metin’le birlikte Craig ile biraz sohbet ettik. Sağlam bir Celtic taraftarı olan Craig ile uzunca Galatasaray ve Celtic hakkında konuştuk ve sonrasında tekrar Kraków sokaklarına attık kendimizi. Kaldığımız Hostel ulaşım açısında çok fazla imkan sunan bir bölgede bulunuyordu. Hemen Hostel önündeki Krolewska durağından tramvayla şehrin her noktasına gidebilirsiniz. Eski şehir merkezi ise yürüyerek yaklaşık 15 dakika. Biz dolayısıyla yürümeyi tercih ettik; bir de yol üzerinde Craig’in öve öve bitiremediği lokal bir restoran olan ‘Bar Smak‘e uğrayıp yerel lezzetleri tatmayı planladık.

DSC_0764

Bar Smak daha çok şehrin lokalleri tarafından bilinen; Karmelicka Caddesi üzerinde yer alan ufak bir restoran. Genellikle set menü olarak  hizmet veren bu restoranda; 16 Złoty (bundan sonra PLN olarak bahsedeceğim) = 4 Euro gibi komik bir rakama çorba+yöresel yemek+içecek+tatlı şeklinde bir ziyafet çekebilirsiniz. Güzel Rosół çorbası ve ardından harika bir gulaş ile (Gulasz) karnımı doyurdum. Rosół çorbası bizim tel şehriyeli tavuk çorbasını andırıyor biraz. İçerisinde hallice tavuk ve şehriye bulunan bu çorbada; bütün haşlanmış sebzeler de yer alıyor. Büyük bir kapta servis edilen bu çorba oldukça doyurucu. Gulaş ise çevre ülkelerden pek farklı servis edilmiyor. Aslen Osmanlı’dan geldiği fakat yıllarca evrildiği söylenen bu yemek; temel olarak domuz eti; noodle; mevsim sebzeleri ve patates ile servis ediliyor. Bar Smak bu ve benzeri yöresel yemekleri ucuza tadabileceğiniz ve keyifli vakit geçirebileceğiniz sevimli bir dükkan, tavsiye ederim.

DSC_0760

Yemek yedikten sonra şehrin en önemli noktası olan Rynek Glowny‘e doğru yürüyoruz. Burası için sadece ‘şehir meydanı’ demek doğru olmaz çünkü Rynek Glowny; Polonya’nın ve Avrupa’nın en büyük meydanı olarak göze çarpıyor. 40,000 m² alana yayılan bu meydan aynı zamanda Avrupa’nın en hareketli ve rahat meydanı seçilmiş. Meydanda yapılacak aktivitelerin başında bir kafeye oturup buz gibi bir Tyskie içmek ve meydanı hallice izlemek geliyor. Meydanda görebileceğiniz ve aynı zamanda ziyaret edebileceğiniz pek çok tarihi yer var. Bunların başında Sukiennice (Cloth Hall) geliyor. Sukiennice’nin yapımı Rönesans dönemine dayanıyor ve 1978 yılından beri UNESCO Dünya Mirasları Listesinde yer alıyor. Şehrin sembolü ve meydanın en görkemli yapısı olan bu dünyanın en eski kumaş pazarı; bugün çeşitli hediyelik eşya dükkanlarına ve müzelere, sergilere ev sahipliği yapan turist cazibe merkezi.

DSC_0801

Sukiennice’nin hemen yanında ise Wieża ratuszowa w Krakowie (Town Hall Tower) ise meydanın bir diğer görkemli yapısı. Üzerinde kocaman bir saat ve hala kulesinde askerlerin nöbet tuttuğu bu  kule; günümüzde bir restoran ve toplantı salonları olarak hizmet veriyor. Bu Gotik yapıdaki kule 1820’de yıkılan Belediye Binası’nın tek kalan parçası olma özelliğini de taşıyor.Yine Rynek Glowny’de görülmesi gereken bir diğer nokta Kościół Mariacki (St. Mary’s Basilica) yani Bakire Meryem Bazilikası. 13. Yüzyıl’ın başlarında bol tuğlalı inşa edilen bu gotik kilise; içerisinde değerli vitraylar bulunduruyor. 80 Metre yüksekliğinde oluşu ve her saat başı çalan trompetiyle (Hejnał mariacki) de dikkat çekiyor. Trompetin ilginç bir öyküsü de var; Moğollar şehrin kapılarını kırıp girerken bir asker alarm olarak çalıyor bu trompeti. Çalarken de boğazından vuruluyor ve ses yarıda kesiliyor. Lehler bu anı Hejnał mariacki olarak adlandırıyor ve bu sese de Hejnał diyorlar. Öğle vaktinde çalan Hejnał tüm ülke çapında duyulması için her gün Radyo 1 kanalından dinletiliyor. Ve ses yine aynı o zamandaki gibi birden kesiliyor; o asker anılıyor. Hikayeyi ilginç bulan okurlarıma The Trumpeter of Krakow kitabını da tavsiye ederim.

İlk gün yavaş yavaş kararırken, şehir meydanına bağlı ara sokakları keşfettik. Gerek ucuz bir memleket oluşu; gerekse ucuza sattıkları her şeyin kaliteli oluşu nedeniyle insan ister istemez kendini alışveriş yaparken bulabiliyor. Bir diğer nokta ise; tüm satıcıların çok samimi ve içten oluşu. Kısacası insanları da güzel bu memleketin. Sokak aralarında herkes sanatını icra ediyor; kimisi dans ediyor; bir başkası ise müzik yapıyor. İstemediğiniz kadar hediyelik eşya dükkanı bulabileceğiniz Rynek Glowny yakınlarında; çok fazla yeme-içme seçenekleri de bulunuyor. 

DSC_0802

Polonya denilince akla gelen yerlerden bir diğeri de; tabii ki Vodka. Her markette bulabileceğiniz çeşit çeşit polonya vodkaları bir kenarı dursun; ben size en güzel vodka içebileceğiniz yeri söylüyorum: Pijalnia wódki i piwa!

DSC_0997

Krakow’un en havalı barlarından biri olan  Pijalnia wódki i piwa yani türkçe adıyla ‘Bira ve Vodka Pompası’; Polonya’nın neredeyse tüm büyük şehirlerinde birden fazla şubesiyle yer alıyor. Meşhur leh vodkası Zubrovka‘ya da kolayca ulaşabileceğiniz bu mekanda; kendilerine özgü yaptıkları ev yapımı vodka çeşitleri ve 50’lik biralarını 4PLN’ye (1 Euro) ve menü şeklinde sundukları 1 bira 1 vodka ve atıştırmalıkları 8 PLN (2 Euro) içebilirsiniz. Yalnız dikkat edin! Mekana gitmeden önce demlenmek için gelen çılgın öğrenciler ve genç leh nüfus içeride sizi bekliyor olacak.

İçeride biraz vodka içip; biralarımızla mekanın önünde gecenin geç saatlerine kadar oturup sohbet ettik. Metin ve Zerrin arkadaşımız ise sabaha kadar eğlenmeye doğru giderken; ben yorgunluktan kapanan gözlerim nedeniyle sevgilimi koluma takıp Hostel’e geri döndüm. Ertesi gün; daha yorucu bir gün bizi bekliyordu…

Premium Hostel Krakow; Bratislava’da kaldığımız Downtown Backpacker’s Hostel‘den sonraki favori hostelim. Bir hostelde aradığınız herşey vardı sanırım; kilitli dolaplar; umumi bilgisayarlar; ücretsiz internet; rahat ve özgürce yiyebileceğiniz açık büfe kahvaltı ve daha nicesi. 1 haftalık kahvaltı yedim sanırım orada. Bir o kadarını da yanıma aldım. Kahvaltı tezgahını silip süpürmemize ve check-out yaptıktan sonra mutfakta oturup 3 saat boyunca kahve içip geyik yapmamıza rağmen güleryüzle ve samimiyetle uğurladı bizi güzel resepsiyonistimiz ‘Joanna’ 🙂

DSC_0890

İkinci gün ilk durağımız yığınla tok olmamıza rağmen tatmadan dönmeyelim diye Kebab u Szwagra oldu. Krakow’da görüp görebileceğiniz en samimi kebapçılardan biri olan Maciej; kendini bildiğinden beri burada kebab satıyormuş. Türkiye’de de böyle olduğunu iddaa eden Maciej’e acı haberi ben verdim; alakası yok! Çok ilginç leh kebapları; aslında mantık olarak bizim döner gibi pişiyor lakin içine allah ne verdiyse ekleyerek baget üzerinde ya da tortilla arasında servis ediyorlar. Samimi olmalıyım ki; bizim dönerden daha lezzetli. Yemeye niyetlenen müslüman kardeşlerim; maalesef içerisinde domuz eti bulunuyor. Maciej bize bir Tortilla z Frytkami (dürüm döner) ve bir de Zapiekanka (Baget üzerinde soslu döner) servis etti. Ketçap ve mayonezleri kendiniz tüplerden inek memesinden süt sağar gibi yemeğin üzerine sağıyorsunuz. Gayet lezzetli ve ucuz. Fiyatlar, aşağıda.

DSC_0902 DSC_0909

Karnımızı doyurduktan sonra Polonya’nın en eski üniversitesine doğru yürüdük. Yol üzerinde gördüğümüz bir kilisede durup dualarımızı edip mumlarımızı yaktıktan sonra; üniversiteye doğru devam ettik. 1364 yılında inşa edilen Uniwersytet Jagielloński  yani Jagiellonian Üniversitesi ; Polonya’nın en eski; Orta Avrupa’nın en eski ikinci ve dünyanın sayılı en eski üniversitelerinden; kısaca çok eski be. 1817 yıllarında Avusturya Macaristan tarafından baya bir tahrip edilmiş. Üniversite tek bir kampüs halinde olmadığı için şehrin çeşitli yerlerinde üniversiteye bağlı pek çok yapıya rastlayabilirsiniz. Biz üniversiteye bağlı olan tıp fakültesini ‘Collegium Medicum‘ ve ilk üniversite olan, bugün ise müze olarak hizmet veren Collegium Maius ziyaret ettik. İki yapı da ufak bir hanı andırıyordu; yine bol tuğlalıydı; gotikti. Yapılar üniversiteyle aynı adı taşıyan Jagiellonska Sokağı‘nda yer alıyor. Collegium Maius’un içerisinde bulunan hediyelik eşya dükkanından da üniversite ürünlerine sahip olabilirsiniz.

Yine biraz sokaklarda dolanıp; bir dükkanda akşam yemeği için para bozdurduktan sonra Barbakan’a doğru ilerliyoruz. Barbakan’a doğru yürürken ise ilk durağımız Aziz Florian Kapısı (St.Florian Gate ya da Brama Floriańska). Bu kapıyı bize önemli kılan nokta ise; kapının Türk-Osmanlı ataklarına karşı önlem olarak yapılmış olması. Bugün bir Türk Vatandaşı olarak bu kapının altından geçmek garip bir his olsa da o tarihi hissetmek güzel bir duygu. Kapının etrafında 3 adet izleme kulesi var. Bu kapı şehrin ana merkezine giriş kapısı olduğu için savaşlarda öncelikli hedef her zaman bu kapı olmuş. Şimdilerde kapının etrafında güzel sergiler ve sokak sanatçıları yer alıyor.

DSC_0996

Bu bölgede bir diğer önemli yapı ise Barbakan diğer adıyla Gözetleme Kulesi (barbakan krakowski). Şehir surlarına bağlı bir geçit görevi taşıyan bu gözetleme kulesi; bir köprü aracılığıyla direk olarak Florian Kapısı’na bağlanıyor. Bugün bu barbakanda konser ve toplantılar düzenleniyor. Barbakan’ın bir diğer özelliği ise günümüze kadar ulaşmış en sağlam yapı olması. Neredeyse hiç zarar görmemiş olması şaşırtıcı. Krakow içerisinde en çok hoşuma giden yapıydı Barbakan.

DSC_0023

Krakow’da bu bölgeleri gezerken paramız yeniden tükendi bizim. O kadar turistik bir bölge ki; her yerden hatıralık birşeyler alma hissi uyanıyor insanda. Milyon dolarlar harcamadık tabii de, 5’er 10’ar Euro falan bozdurduğumuz için pat diye bitiyordu. Zaten sokakların neredeyse %50’si hediyelik eşya dükkanlarıyla dolu. Bu bölgelerde at arabaları haricinde motorlu taşıt görmek de imkansız. Bol bol yürüyüp alışveriş yapmaya zemin müsait. ‘Çok güzel koruyor Avrupalı sahip olduğu değerleri be kardeşim’ demeden de edemiyor insan.

Krakow’da son durağımız ise Wawel Kalesi oldu. Uzunca bir yürüyüşten sonra ufak bir tırmanışla varıyoruz Wisla Nehri’nin kenarına konumlandırılmış bu güzel kaleye. Buraya Wawel Kraliyet Kalesi’de deniyor. Bu gotik kale içerisinde yer alan Wawel Katedrali; Kule ve kale içerisindeki odalar etkileyici. Yapımı yine 13.YY’a dayanan ve çok uzun bir hikayeye sahip olan bu kaleyi ziyaret etmeyi unutmayın. Burada oturup manzara eşliğinde soluklanabileceğiniz kafeler de yer alıyor.Wisla Nehri’nin ve Krakow Şehri’nin en güzel fotoğraflarını çekebileceğiniz ender bölgelerden biri burası.

DSC_0078

Krakow’da ziyaret etmeniz gereken diğer önemli iki yer ise; Tuz Madeni ve Oskar Schindler’in filmlere konu olmuş fabrikası. Vaktimiz ve nakitimiz yetmediği için bu ikisini gezemedik; ama öve öve bitiremediler, pişman ettiler gezmediğimize. Fabrikayı da çok merak ettim; umarım birdahaki sefere ziyaret etme fırsatım olur.

Krakow’da ikinci günümüzü de sona erdirirken; cebimizde kalan son zlotylerle Krakow’un en meşhur yerel lokantalarından biri olan U Babci Maliny‘e gittik. Slawkowska Caddesi üzerinde; Polska Akademia‘nın giriş kapısından girilen bu lokantada enfes Polonya Mutfağı lezzetlerini; yine uygun fiyatlara ve çok orjinal bir atmosferde tadabilirsiniz. Ben bu kez Kartoflanka (bildiğimiz patates çorbası) ve Pierogi (büyük mantı) yedim. İkisi de çok lezzetli ve doyurucuydu. Toplamda da yanlış hatırlamıyorsam 14 PLN ödedim bu ikisine; içecekle birlikte.

DSC_0102

Krakow gezimizi sonlandırırken; yine pijalnia wódki i piwa’ya gittik ve birer vodkayla son zlotylerimizi harcadık. Muhteşem bir 2 günün ardından çok güzel anılarla; edindiğimiz güzel dostlarla vedalaşarak Budapeşte’ye doğru yolumuza devam ettik.

Krakow; Orta Avrupa Turu’muzda (Almanya’da yaşadığım 6 ay içerisinde gezdiğim şehirler dahil) en beğendiğim şehirler arasına ön sıralardan girmeyi kolayca başardı. İnsanların samimiyeti; şehrin hareketli sakinliği;  meydanın görkemi beni mestetti. Kim bilir daha nice şehirler; ülkeler gezeceğim ama Krakow’un yeri bende ayrı olacak eminim.

Mam nadzieję, że Kraków ponownie.

DSC_0086

 

3 Comments

  1. Merhaba,yazı güzel olmuş teşekkürler…Sormak istediğim,prag,krakow,budapeşte ve viyana dörtgeninde araba ile gezerken otoban ücretleri var mı?

    Beğen

    1. Çek Cumhuriyeti’neki otobanlar ve Macaristan’daki otobanlarda vardı evet. Ama Avusturya’da ve Slovakya’da yoktu. Ücretler genellikle 10-15€ civarında oluyor ve aracın sağ üst camına bir sticker yapıştırıyorsun. Ancak biz almamıza rağmen hiç kontrole denk gelmedik. Karar size kalmış 🙂

      Beğen

  2. Merhaba,yazı güzel olmuş teşekkürler…Sormak istediğim,prag,krakow,budapeşte ve viyana dörtgeninde araba ile gezerken otoban ücretleri var mı?

    Beğen

Yorumlayın