Ełk

IMG_0529

Devlet dairelerinde yıllardır yankılanan ‘tası tarağı toplayıp sakin bir kasabaya yerleşeceksin’ geyiğinin özneleri arasında sayılabilecek küçük ve sessiz bir şehir Ełk. İsminin ortasındaki harf dış dünyayla olan bağını koparıyor, bildiğimiz ‘l’ ile Google’a yazdığınızda bile türlü türlü geyik resimleri çıkıyor. Bu durum, şehrin sosyal yapısına özetliyor aslında: içine kapanık, cansız ama sevimli.

Image

”İşimiz gücümüz var.”

Şehre varmamın ikinci günü sokağa çıktığımda karşılaştığım manzara şehirdeki sosyal hayat hakkında yeterince fikir verdi. Zaten az gördükleri (kendileri diyor) güneşli bir günde sokaklarda çok az insan görebildim. Bunun sebebi iş sahibi olan herkesin inanılmaz yoğun çalışması gibi görünüyor. İş sahibi olmayan insan da görmedim henüz, bu nedenle alıştığım şekliyle sokaklarda insanlara çarpa çarpa yürümek mümkün olmuyor. Ki bundan asla şikayetçi değilim.

Şehir İkinci Dünya Savaşı sırasında zarar görmeyen bölgelerin birinde bulunduğu için trajik tarihi görüntüler merkezin dışında kalıyor. Düzen esas alınarak inşa edilmiş evler, apartmanlar ve siteler şehirde kaybolmayı zorlaştırıyor. Gideceğiniz yönü biliyorsanız döne dolaşa mutlaka ana caddeye çıkarsınız. Bilmiyorsanız da köyler falan var şehrin çevresinde.

Image

”Kaybolduğunuz takdirde şehrin her yerinden görülebilen kilise kubbesine gidin, merkeze çıkıyor.”

Şehrin doğal yapısından bahsetmek gerekirse akla gelecek ilk sözcük ‘yeşil’ oluyor. Kafanızı nereye çevirseniz yeşil bir alan görüyorsunuz. Bu alanların bakımı gün aşırı titizlikle yapılıyor ve üzerlerinde yürümek aforoz sebebi. Yeşilin bu derece korunması şehrin her tarafını görmek için tüm şehri turlamayı harcanan vakte değer kılıyor. Zaten tüm şehri turlamak için çok vakit harcanmıyor ama vakit sonuçta, 10 saniye de olsa değerli. Bölgenin mevsimsel özellikleri dolayısıyla yeşillik şehrin dışına da taşmış durumda. Sınırdan çıktıktan sonra sakin otobanda atacağınız her adım size yaşamayı neden sevdiğinizi hatırlatacaktır. Çevreye konuşlanmış köyler ve sağa sola saçılmış mini göller de durup dinlenmeniz için biçilmiş kaftan. Bisikletle yolculuk yapmayı sevenler için büyük bir nimet olan yokuşsuz ve trafiksiz yollar uzun bir süre bitmiyor. Fakat şehir içinde bisiklet kullanımı yaygın değil. Merkezde yer alan göl ise haritada çok küçük görünmesine rağmen yanına gittiğinizde en azından göz doyuruyor. Denizi olan bir bölgede yetişmişseniz bu göl denize olan özleminizi bir nebze giderebilir. Bizim kordonlarımızdan farklı olarak buranın su kıyısı yol boyunca ağaçlarla çevrili ve iş çıkışlarında bile sakin. Belki yerliler alıştıkları için dikkatlerini çekmiyordur ama bence çok güzel. Kendilerini bu konuda uyaracağım.  Doğal öğelerle başlamışken havaya da değineyim. Geldiğim günden beri yerliler tarafından sürekli ‘kışın çok soğuk olacak’ şeklinde uyarılıyorum. <Games of Thrones göndermesi> (Seriyi pek bilmiyorum ama orda da kış geliyormuş diye duydum.) Soğuğu kış gelince düşünmeye karar verdim, şimdilik hava Ege’de yaşadığımız sonbaharlardan pek farklı değil. Arada güneş bile açıyor. Hayatımda çok az kar yağışı görmem onları çok eğlendirdi. Yollar buz tuttuğunda kayıp düşersem güleceklerini hissediyorum.

İnsanların birçoğu doğma büyüme buralı. Şehir dışarıdan da göç almıyor zira sadece buradakilere yetecek kadar iş var. Bu durum sosyal etkinliklerin sıklığını etkiliyor. Neredeyse her hafta sonu merkezde bulunan kültür merkezinde çeşitli eğlenceler yapılıyor. Sokakta sürekli aynı insanlar yürüdüğü için neredeyse herkes birbirini tanıyor. Yabancı biri rahatlıkla farkediliyor ve büyük ilgi görüyor. İlgiden kastım uzun uzun kesilmek. Çoğu orta yaş üstü insanlar olduğu için kaşları çok çatık, memnunlar mı, git mi diyorlar anlamıyorum. Bunun dışında toplum içi davranışları tipik avrupalı çizgisinde. Yol boşken bile yeşil yanmadan geçmiyorlar, yerlere çöp atmıyorlar ve sair. Geçen evimin karşısındaki çite gündüz vakti işedi yalnız bir tanesi. Yadırgadım ve çok ayıpladım. Yerlilerin büyük çoğunluğu İngilizce bilmiyor, bu zaman zaman problem olabilir. Anlattıklarına göre sezon kapandığı için sadece yerliler kalmış. Yaz sezonunda turizm patlıyor, etraf multilingual kaynıyormuş. 

Image

Akşam saat 7’den sonra sokakta insan görmek çok zor. Bu, özellikle benim için uzun bir alışma süreci gerektirecek çünkü canım sıkılıyor. Akşam 10 cıvarı uyumanın normal karşılandığı bir ortamda gecelerin yoğun olmasını beklemiyordum elbette ama ne bileyim. Günün en yoğun saatleri sabah 6-7 gibi görünüyor şimdilik. Herkes işe gidiyor. Ya da havaya canları sıkıldı sokağa çıkmak istemiyorlar, bilmiyorum. Hava karardıktan sonra sokakta az insan kaldığını farkeden belediye şehrin ışıklandırmasını buna göre dizayn etmiş. Ana cadde hariç tek şerit sıralanıyor sokak lambaları ve çok zayıf görünüyorlar. Kendini zor aydınlatıyor adeta.

Image

”İlk Polonyalı  Papa John Paul II bu bölgede çok seviliyor çünkü burayı sık sık ziyaret edermiş. Ben Ełk’i ve Ełk’lileri çok severim dediği rivayet edilir.”

Henüz çok fazla vakit geçiremediğim için anlatacaklarım genel hatlarıyla bunlar. Özellikle huzurlu ortam ve yeşili sevenlere şehri ve mümkünse bölgeyi ziyaret etmelerini tavsiye ederim. Aradığınız huzursa burada fazlasıyla bulacaksınız. Her şeyden önemlisi trafik yok ve bence bu muhteşem bir şey.

Yazıyı bitirmeden önce son bir paragrafı büyük bir insana ayırmak istiyorum:

Image

Merkezde iki tane döner dükkanı işleten Hacı abi. Malatya’dan 22 yıl önce Katowice’ye ticaret amacıyla gelmiş ve geri dönmemiş. Yaklaşık 10 yıldır Ełk’te yaşıyor. Sağolsun şehirde Türk olduğunu öğrenince hemen her konuda yardım etti ve yalnızlık endişesiyle geldiğim bu küçücük şehirde kendimi yalnız hissettirmedi. Ayrıca döneri Türkiye’de yediklerimin birçoğundan daha lezzetli. Tortilla’ya veya dürüme yapıyor, mayonez, sarımsak ve yoğurtla hazırladığı bir sos var, onunla servis ediyor. Aslan Hacı abi.

Yakın çevredeki görülmeye değer yerleri gezdikten sonra tekrar geleceğim,

iyi geceler.

Yorumlayın