Yazılıkaya

Gezi boyunca kahrımızı çeken emektar Mercedes 0302. Okulun filosundaki en eski araç bize denk geldi.

4 yıllık üniversite hayatımda Almanca Öğretmenliği Öğrencileri olarak yaptığımız ilk gezi için saat 9 sularında Anadolu Üniversitesi Rektörlüğü önünde buluştuk. Yaklaşık 35 kişi, ve bunların hepsi de arkadaş olunca herkesin yüzündeki heyecan ve mutluluk geziyi daha da cezbedici bir hale getirmiş. Sayın hocamız Prof. Dr. Yüksel Kocadoru’nun Edebi Metin İncelemeleri dersi kapsamında organize ettiği bu Midas Kenti’ne ziyaretimiz için 9.30’da okuldan çıkış yaptık.

Yolculuklarda en arkada hep geyik yapan birileri olur.

Sakin ve yaklaşık 1 saat süren bir yolculuğun ardından ilk durağımız olan Seyitgazi ilçesine geldik. Seyitgazi yani Nakoleia 3200 nüfusa sahip. İlçe ismini, Araplar’ın İslamiyet’i Anadolu’ya yaymak üzere Bizans’a karşı verdiği mücadelerin birinde şehit düşen Seyyid Battal Gazi’den alıyor. Ufak bir köyü andıran bu ilçede gezilmesi gereken en önemli yerlerden biri Seyyid Battal Gazi Külliyesi. Külliye, Seyitgazi ilçesine girer girmez görünüyor. Tepede, normal yerleşimden yüksekte kurulmuş. Yemyeşil ağaçları altındaki külliye merdivenlerinden yukarıya doğru tırmandık. Külliye’ye girer girmez hemen sağ tarafta Çoban Baba Türbesi bulunuyor. Yeryüzündeki diğer türbelerden pek bir farkı yok. Ahşap tavanı olan bu türbede tabutun tam yukarısına denk gelen kısım açık bırakılmış. Bu da karanlık türbede tabutun üzerine nur inmiş görüntüsü veriyor. 🙂

Seyyid Battal Gazi Külliyesi’nin huzur veren avlusu.

Türbeden çıkıp yukarı doğru ilerlediğinizde sol tarafta Çilehane, Semahane, Kesikbaşlar Türbesi ve en önemli olan Seyyid Battal Gazi Türbesi yer alıyor. Hepsini tek tek ziyaret edip dualarımızı ettikten sonra Avlu’ya çıkıyoruz. Külliye avluda daha görkemli bir hal alıyor. Çeşit çeşit odalar ve birbiri içine girmesine olanak sağlayan tüneller ve merdivenlerle Külliye içerisinde bir oradan bir buraya geçebiliyorsunuz. Aşevi, Ekmek Evi, Halife Meydanı, Zikir Odası gibi pek çok odayı da gezebelirsiniz. Bazı odalar kapalı, bazıları restorasyon aşamasında. Külliye içerisinde aynı zamanda modernize çalışmaları da yapılıyor.

Külliyeden Seyitgazi manzarası.

35 kişi külliyenin altını üstüne getirdikten ve bol bol fotoğraf çektirdikten sonra kahvaltıya doğru yol alıyoruz. Aşağıya doğru inerken karşımıza bir Ankara Kedisi çıkıyor. Van Kedisi diyenler de oldu ama Ankara Kedisi, yoksa değil mi? 🙂

Eskişehir’den alınan kahvaltılık poğaçalarla 35 kişi bir köy kahvesine oturup hem kahvaltı edip hem de sohbet ediyoruz. Prof. Dr. Yüksel Kocadoru hocamız bir sonraki durağımız ‘Yazılıkaya’ için burada bize bilgiler veriyor.

Seyitgazi ilçesinden sonra yarım saatlik tek şeritli bir yol vasıtasıyla adını Midas’ın Anıtı’ndan alan Yazılıkaya Köyü’ne ulaşıyoruz. Köyün nüfusu 60 kişi. Hatta köyün muhtarının söylediğine göre geçen gün ölen bir nineden sonra nüfus 59’a düşmüş. Köyde okul yok, sağlık ocağı yok. En yakın kurumlar köyün bağlı olduğu Han ilçesi’nde, ki o da yaklaşık 30 km ötede bir ilçe. Böylesine değerli eserlerin yer aldığı Yazılıkaya’nın bulunduğu köydeki bu kuraklık ve ilgisizlik şaşırtıcı çünkü Eskişehir’in gözbebeği burası.

Antik kente giriyoruz grup halinde. Girer girmez Midas Anıtı yani Yazılıkaya bizi karşılıyor. Koskocaman bir kaya üzerinde günümüze kadar hâlâ çözülmemiş Frig yazıları var. Ancak bizim şansımıza, gittiğimizde bu anıt restorasyon aşamasındaydı. Kubbesi zamanla yıkılmış ve şu aralarda yeniden yapılmaya çalışılıyor.

Yüksek ve sarp tüf kayalardan oluşmuş Yazılıkaya platosunun üzerine kurulan bu kent içerisinde; Hititlere ait kaya kabartmaları, Frigyalılar’a ait kale duvarları, yerleşkeler, kaya anıtları, su sarnıçları, sunaklar, kaya mezarları, anıtlar ve antik yollar bolca görebileceğiniz eserler arasında. Bu kalıntılar, her ne kadar tabiat şartları nedeniyle yıpranmış olsalar da, günümüze kadar ulaşmışlar ve görülmeyi hakediyorlar. Beni en çok etkileyen yerler kentin en görkemli tepesine yapılmış olan Akropolis ve Midas Anıtı’nı geçtikten sonraki Kral Yolu’ndaki uçsuz bucaksız manzaraya sahip yüksek kayalıklar oldu. Manzara düşkünlüğümden olsa gerek, bu bölgede inanılmaz güzellikte manzara fotoğrafları çekebilirsiniz.

Muhtarın söylediğine göre Antik Kent’i çevreleyen surlardan tek bir taş kalmamış günümüze. Antik kent içerisinde mutlaka görülmesi gereken yerleri sıralamak gerekirse; Midas Anıtı, Su Sarnıçları, Oda Mezarlar,  Bitmemiş Anıt, Areyastis Anıtı diyebilirim. Anıtlar doğu yönüne yapılmış bu da yine muhtarın söylediğine göre Friglerin dini törenlerinde güneşin doğuşuyla bu anıtlara karşı tapındıklarını ifade ediyormuş.

Bu noktada Midas Anıtı’na ayrı bir değinmek lazım. Anıt oldukça görkemli ve tüm çevreye adını vermiş bir yapı. Anıtın üzerinde üç yazıt var ancak bunlar günümüze kadar çözülememiş. Bu yazıtların: MÖ.6’ncı yüzyılda kullanımı terk edilen, eski Arkaik Grek yazısı olduğu söyleniyor. Yazılar’ın sadece bir bölümünde ‘Midai (Midas) ve Buba (Baba)’ yazıları çözülebilmiş. Bu iki yazıdan oluşturulan rivayetlerden birine göre Anıt Midas’a adanmıştır.

Rivayetlerden bir diğerine gör ise halk kaynağı belli-belirsiz üçüncü yazıt üzerindeki yazıların çözüldüğünü ve bu yazılarda; “Tam karşıda, dünyanın en büyük hazinesi saklıdır” yazdığını söylüyor. Bu yüzden yurdum insanı anıtın hemen karşısında, doğu cephedeki bütün alanları kazmış, delik-deşik edilerek hazine aranmış, ancak bulamamış. Çünkü araştırmalara göre tapınağı yapanlar, hazine olarak “anıtın tam karşısından her gün doğan güneşi” kasdetmişler. Yani Frigler, dünyanın en büyük hazinesi derken, güneşin doğuşunu kasdetmişler.

Akropolün zirvesinde Frig Vadisi’nin keyfini sürerken.

Böylesine ilginç hikayeler eşliğinde 1-2 saat bölgeyi gezdikten sonra hemen girişteki köy kütüphanesinin yanında piknik masalarına yerleştik. E bütün gün gezdik, tozduk bir mangal partisini hakettik 🙂 Egemiz Dershaneleri ve saygıdeğer hocamız Prof. Dr. Yüksel Kocadoru’nun katkılarıyla Gürkan Usta tarafından hazırlanan köfte ekmeklerimizi mangal başında yerken; dönem içerisinde derse devamsızlık yapmadan katılan öğrencilere hocamızın imzalı kitapları yine hocamız tarafından takdim edildi 🙂

Sayın Yüksel Hocam; kendi yazmış olduğu ve bana hediye ettiği ‘Fatih ve Da Vinci’ romanını benim için imzalarken.

Güzel bir sohbet ve samimi ortam eşliğinde yenen köfteler ve içilen ayranların ardından muhtarla vedalaşarak otobüse atladık ve kısa bir yolculuğun ardından Eskişehir’e ulaştık.

Seyitgazi ve Yazılıkaya mutlaka görülmesi gereken iki yer. Eğer Eskişehir’de ya da çevresinde yaşıyorsanız mutlaka geziniz efendim.

Gezi boyunca 35 kişinin kahrını çeken Mercedes – Benz 302’nin direksiyonundan selamlar yollar, bol keyifler dilerim 🙂

1 Comment

  1. Cok guzel bir gezi olmusa benziyor! Devamsizlik yapmayip imzali kitap alabilmen de ayri bir hediyesi olmus bu gezinin 🙂 Okul gezileri zaten son model otobuslerle yapilirsa okul gezisi diyemeyiz ki ona. Sizinki tam okul gezisi olmus! Prof. Dr. Yuksel Kocadoru hocaniza sizi boyle guzel biraraya getirdigi icin minnettariz.

    Beğen

Yorumlayın